ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 27 (4)
Cilt: 27  Sayı: 4 - 2019
1. 
Kapak
Cover

Sayfa I (952 kere görüntülendi)

2. 
İçindekiler
Contents

Sayfalar II - VI (1262 kere görüntülendi)

DERLEME
3. 
Evrensel Bilimin Paylaşımında Dergiler ve Kongreler
Journals and Congresses in The Sharıng of Unıversal Scıence
F. Yeşim Gökce Kutsal
doi: 10.5222/jarss.2019.50479  Sayfalar 235 - 244 (1885 kere görüntülendi)
Dergiler ve kongreler, bilimsel iletişim için temel oluşturan resmi bilgi kanallarıdır. Bilimsel dergi editörlerinin dergilerine, yazarlarına ve okuyucularına karşı sorumlulukları vardır. Danışmanlıkların adaletli, zamanlamaya uygun ve titizlikle gerçekleşmesinin sağlanması için, tüm editoryal süreçlerin izlenmesinden sorumludurlar. Dergilerin kendi belirledikleri makale seçim ve yayınlama kriterleri vardır. Danışmanlık sistemi dergilerde bilimsel kaydın bütünlüğünün sağlanması açısından önemli bir rol oynamaktadır. Dergi ve danışmanlar arasında açık bir iletişimin olması önemlidir. Tutarlı, adil ve zamanında inceleme sağlanması açısından dergi editörleri, danışmanlar ve yazarlar arasındaki tüm iletişimi/etkileşimi sağlamaktadırlar. Danışmanlar, editörler tarafından seçilir ve makalelerin yansız, bilimsel ve zamanlamaya uygun şekilde değerlendirilmesinden sorumludur. Makalelerin yayımlanma aşamasında uygun dergi seçimi ciddiye alınması gereken bir konu olup, bu anlamda yağmacı dergi ve kongrelerin saptanması ve ayrıştırılması önemli bir sorundur. Ne yazık ki halen araştırmacılara makale gönderim aşamasında uygun dergi seçimi ve makale gönderim süreçleri ile ilgili yeterli eğitim ve yönlendirme sunulmamaktadır.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
4. 
Septik Şokta Pozitif Sıvı Dengesi ve Mortalite İlişkisi
The Relationship Between Positive Fluid Balance and Mortality in Septic Shock
Esra Çakir, Ahmet Bindal, Nevzat Mehmet Mutlu, Pakize Özçiftci Yılmaz, Cihangir Doğu, Işıl Özkoçak Turan
doi: 10.5222/jarss.2019.96168  Sayfalar 245 - 250 (29 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Septik şok resüsitasyonunda intravenöz sıvının uygulanması için en uygun yaklaşım bilinmemektedir. Septik şoku olan hastalarda pozitif sıvı dengesi ile kötüleşen sonuçlar arasında bir ilişki olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızda bu ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma 1 Ocak 2017 ile 31 Aralık 2017 tarihleri arasında Anestezi ve Reanimasyon
Yoğun Bakım Ünitesinde yapıldı. Veriler retrospektif olarak hastaların dosyalarından elde edildi.
Sepsis nedeniyle yatan tüm hastaların 0-24 saat, 0-72 saat ve 0-7 gün arası sıvı dengesi ile mortalite ilişkisi değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 164 sepsis hastası dahil edildi. Yirmi dördüncü saat sıvı dengesi için ROC
eğrisi altındaki alan 0.794’tü. (%95 GA: 0.724-0.853 p=0.0001). Mortalite için 24. saatteki sıvı
dengesi eşik değeri >1700 mL (duyarlılık: %73.61, %95 GA: 61.9-83.3, özgüllük: %76.09, %95 GA:
66.1-84.4) olarak bulundu. Yetmiş ikinci saat sıvı dengesi için ROC eğrisi altındaki alan 0.823’tü.
(%95 GA: 0.753-0.880 p=0.0001). Mortalite için 72. saatteki sıvı dengesi eşik değeri >1600 mL
(duyarlılık: %86.15, %95 GA: 75.3-93.5, özgüllük: %67.82, %95 GA: 56.9-77.4) olarak bulundu.
Yedinci gün sıvı dengesi için ROC eğrisi altındaki alan 0.857’tü. (%95 GA: 0.780-0.916 p=0.0001).
Mortalite için 7. gündeki sıvı dengesi eşik değeri >1910 mL (duyarlılık: %100, %95 GA: 92.7-100,
özgüllük: %66.15, %95 GA: 53.4-77.4) olarak bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Günlük pozitif sıvı dengesi ile mortalitenin ilişkili olduğunu ve pozitif sıvı dengesinin sepsis
hastalarında mortalite göstergesi olarak takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz

5. 
Sezaryen Operasyonlarında Spinal Anesteziye Bağlı Hipotansiyon Perfüzyon İndeksi veya Pleth Variabilite İndeks ile Öngörülebilir mi ?
Can Perfusion Index or Pleth Variability Index Predict Spinal Anesthesia Induced Hypotension During Caesarean Section?
Mahmut Arslan, Gözen Öksüz, Bora Bilal, Cengizhan Yavuz, Mehmet Kandilcik, Adem Doğaner, Feyza Çalışır
doi: 10.5222/jarss.2019.69775  Sayfalar 251 - 257 (70 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Sezaryen operasyonlarında tercih edilen anestezi yöntemi spinal anestezidir ancak hastaların önemli bir kısmında hipotansiyona yol açar. Bu çalışmada farklı pozisyonlardaki perfüzyon indeksi (Pİ) ve pleth variabilite indeksi (PVİ) değerlerinin sezaryen operasyonu için uygulanan spinal anestezi sonrası gelişen hipotansiyonu öngörme kabiliyetini değerlendirdik.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Spinal anestezi ile alt segment sezaryen operasyonu olacak 90 gebe çalışmaya dahil edildi. Preoperatif hazırlık odasında supin, yarı oturur, pasif bacak kaldırma ve sol lateral dekübit pozisyonlarda iken Pİ ve PVİ değerleri kaydedildi. Sonra hastalar ameliyathaneye alındı ve supin ve oturur pozisyonlarda Pİ ve PVİ değerleri yeniden kaydedildi. Oturur pozisyonda L3-L4 veya L4-L5 aralıklarından 10 mg %0,5 bupivakain ile spinal anestezi uygulandı. Spinal anesteziden bir dakika sonraki Pİ ve PVİ değerleri postspinal değerleri olarak kaydedildi. Bağımsız değişkenlerin hipotansiyon üzerine etkileri logistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Pİ ve PVİ değerleri ile hipotansiyon arasındaki ilişki ROC analizi ile değerlendirildi.

BULGULAR: Hipotansiyon insidansı %60 idi. Spinal sonrası hipotansiyon için post-spinal PVİ değerinin zayıf prediktif değeri olduğunu saptadık (AUC=0.663, 95% CI 0.530-0.796, p=0.024).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Değerlendirilen parametreler arasında, sezaryen operasyonlarında spinal anesteziye bağlı gelişen hipotansiyonla sadece post-spinal PVİ arasında ilişki saptandı. Ancak, bu değerin düşük spesifisite ve sensitivitesi nedeniyle rutin klinik uygulamada faydalı olmayabilir.


6. 
Klinik Ultrasonografi Kullanımına Anesteziyologların Bakışının Değerlendirilmesi
Evaluation of the Attitudes of Anesthesiologists to the use of Clinical Ultrasonography
Fatma Kavak Akelma, Savas Altinsoy, İlkay Baran Akkuş, Hilal Aslan, Julide Ergil
doi: 10.5222/jarss.2019.79188  Sayfalar 258 - 264 (1712 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Çalışmanın amacı, klinik anestezideki ultrasonografi kullanımı ve bunun klinik pratiğe katkısını anket aracılığıyla değerlendirmektir.



YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma bağımsız etik kurul tarafından onaylandı. Yüz kırk altı anesteziste yüz yüze veya
e-mail aracılığıyla anket soruları yöneltildi ve yanıtları kaydedildi. Klinik ultrasonografi tutumları
5 noktalı Likert skalası ile değerlendirildi.
BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalaması 38.45±9.49; %28’i araştırma görevlisi, %72’si uzman doktordu. %53.79’u eğitim araştırma hastanesinden, 21.38’i devlet hastanesinden, %16.55’i üniversite hastanesinden, %8.28’i özel hastanedendi. Araştırma görevlileri uzman hekimlere kıyasla
daha yüksek oranda hem rejyonal hem de klinik anestezi girişimlerinde ultrasonografi kullanmaktaydı (p=0.008). Araştırma görevlileri ultrasonografi kullanımında eğitimlerinin yeterli olduğunu
düşünmekteydi. Ek kurs gereksinim duyma bakımından hekimler arası fark yoktu. Katılımcıların
çoğu ultrasonografinin klinik pratiğe katkı sağladığını düşünmekteydi. Klinik ultrasonografi en
çok santral ven girişimlerinde (%97.3) tercih etmekteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ultrasonografi rejyonal yöntemlerin yanı sıra perioperatif klinik sorunların belirleme ve
tedavisinde de sık kullanılmaktadır. Çalışmamızda, rejyonal ve klinik anestezi alanında ultrasonografi kullanımı, araştırma görevlileri arasında uzman hekimlere kıyasla daha yüksek oranda tercih
edilmektedir. Ultrasonografi kullanım oranı eğitim kliniklerinde daha yüksektir..

7. 
Bir Üniversite Hastanesinde Üçüncü Basamak Yoğun Bakım Hastalarında Tanıya Göre Maliyet Analizi
Cost Analysis According to Diagnosis in Tertiary Care Patients in a University Hospital
Kevser Peker
doi: 10.5222/jarss.2019.98852  Sayfalar 265 - 271 (28 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada, hastane maliyetleri içinde çok önemli bir yer tutan yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) tanıya göre maliyetleri ortaya çıkarmak için YBÜ’lerinde gelir ve giderler arasındaki farkları hesaplayarak maliyet kontrolü ve verimliliğin yükseltilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: YBÜ’ de tedavi edilen hastaların gelir ve gider verileri bilgi işlem ve fatura bölümlerinden alınarak hasta tanısına göre maliyetler analiz edilmiştir. Hastaların demografik verileri, yatış süreleri, yoğun bakım sonuçları, yoğun bakımın toplam gelir ve giderleri ile hastaların tahlil, tedavi ücretleri, ilaç ve sarf malzeme ücretleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Bu araştırmaya toplam 115 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yatış tanı gurupları akut repiratuvar distres sendromu, pulmoner ödem, zehirlenme, trafik kazası, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), pnömoni, pulmoner emboli, postoperatif hasta ve nedeni bilinmeyen kardiyak arrest şeklindedir. Doğrudan ilk malzeme ve ilaç giderleri hesap edildiğinde yoğun bakımda KOAH grubunda hasta başına elde edilen gelirin 619.47 türk lirası olduğu, postoperatif grupta ise maliyet kaybı olduğu gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: YBÜ’lerinde maliyet analizi yöntemlerinin kullanılması hem mevcut tedavilerin devamını hem de ihtiyaca göre yeni düzenleme yapmayı mümkün kılabilirler. Aynı zamanda kısıtlı kaynakların en verimli şekilde kullanılması sağlanabilir. Böylece yoğun bakım hastalarının gelişmiş tedavilere ulaşması daha kolay olabilir.

8. 
Brakiterapi Alan Jinekolojik Kanserli Hastalarda Anestezi Uygulamasına Opiyoid Eklenmesinin Derlenme Üzerine Etkileri
The Effects of Adding Opioids to Anaesthesia on the Recovery of Patients with Gynaecological Cancer Receiving Brachytherapy
Güldeniz Argun, Sinem Gevenkiriş, Süheyla Ünver
doi: 10.5222/jarss.2019.63308  Sayfalar 272 - 276 (1294 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada jinekolojik kanserli hastalarda brakiterapi için günübirlik anestezi uygulamalarında tek başına propofol kullanımı ile propofole ilaveten fentanil kullanımının, anesteziden derlenme süresi, postoperatif analjezik tüketimi ve taburculuk sürelerine etkilerini retrospektif olarak araştırmayı planladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Yerel etik kuruldan çalışma onayı alındıktan sonra, 5 aylık sürede brakiterapi yapılan 67 hasta çalışmaya dahil edildi. Bütün hastalara premedikasyon amaçlı midazolam, indüksiyon için propofol ve gerektiğinde fentanil uygulanmıştı. Kayıtlardan ulaşılan hastalar, opioid kullanılan (Grup I, n=37) ve kullanılmayan (Grup II, n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. İşlem süreleri, kullanılan ilaç dozları, hemodinamik veriler, derlenme süreleri, taburculuk süreleri kayıtlardan ulaşılarak değerlendirildi.
BULGULAR:
Operasyon süresi iki grupta benzerdi. Propofol tüketimi Grup I’de ortalama 1.865 mg kg-1, Grup II’de 2.03 mg kg-1 idi (p>0.05). Ortalama fentanil tüketimi opioid grubunda 1.12 mcg kg-1 idi ve yaş ortalaması bu grupta anlamlı olarak düşüktü. Postoperatif analjezik tüketimi, derlenme zamanı ve taburculuk zamanı bakımından iki grup arasında fark yoktu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Günübirlik girişimlerde hastanın anesteziden kısa sürede derlenmesi için yarılanma ömrü kısa anestetikler tercih edilmektedir. Çalışmamızda brakiterapi için anestezi uygulamasında fentanil ihtiyacı olan hastaların yaş ortalamasının daha düşük olduğunu ve ilave verilen fentanilin derlenme süresinde anlamlı uzamaya sebep olmadığını bulduk.

9. 
Yenidoğan ve Çocuklarda İntraoperatif Mekanik Ventilasyon Stratejileri: Ulusal anket
Intraoperative Mechanical Ventilation Strategies in Newborns and Children: A National Survey
Zehra Hatipoğlu, Oya H. Yüregir, Dilek Ozcengiz
doi: 10.5222/jarss.2019.81994  Sayfalar 277 - 284 (76 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Genel anestezi altındaki çocukların çoğunun mekanik ventilasyona ihtiyacı vardır. Ancak literatürde, bu uygulama için birçok parametrenin yetişkin hastalar örnek alınarak uygulandığı bildirilmiştir. Çocuklar için intraoperatif mekanik ventilasyon hakkında literatür eksikliği bulunmaktadır. Bu anketin amacı, Türk anesteziyologlar arasında “yenidoğan ve çocuklarda mekanik ventilasyona dayalı intraoperatif solunum parametreleri nasıl yönetilmektedir?” sorusuna cevap aramaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Anestezistlere otuz dört soru içeren anket uygulandı. Bu ankette mekanik ventilasyon modları, tidal volüm, pozitif son ekspiratuar basınç (PEEP), inspire edilen oksijen fraksiyonu (fiO2), solunum sayısı, periferal oksijen saturasyonu (SpO2), end-tidal karbondioksid (EtCO2) ve recruitment manevraları ile ilgili klinik uygulamalar hakkında bilgi toplandı.
BULGULAR: Bu ankete toplam 148 anestezi uzmanı ve anestezi asistanı cevap verdi. Ankete katılanların %77’si üniversite hastanesinde çalışıyordu. Katılımcıların % 60'ından fazlası yenidoğanlarda ve çocuklarda volüm kontrollü modu tercih etmekteydi. En sık kullanılan tidal volüm ve PEEP değerleri sırasıyla 6-8 mLkg-1 ve 3-4 cmH2O'dur. SpO2 ve EtCO2 içeren monitörizasyon % 85'in üzerinde bir oranda uygulanmakta idi. Recruitment manevrasının kullanımı % 75.7 idi. Bu teknik, sıklıkla (% 55.4) hipoksi sırasında manuel inspiratuar basınç (% 71.6) kullanılarak uygulanmakta idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Genel olarak, bu çalışmanın sonuçları mevcut literatürle uyumludur. Bununla birlikte, intraoperatif mekanik ventilasyon ile ilgili bilgiler sınırlıdır ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

10. 
Laparaskopik Kolesistektomi Sonrası Postoperatif Ağrıda Transversus Abdominis Alan Bloğu, Retrospektif Çalışma
Transversus Abdominis Plane (TAP) Block for Postoperative Analgesia After Laparascopic Cholecystectomy, a Retrospective Study
Ferda Yaman, Gökhan Karaca, Selim Çolak, Gökay Ateş, Faruk Pehlivanlı, Işın Gençay, Gülçin Aydın
doi: 10.5222/jarss.2019.83584  Sayfalar 285 - 290 (1379 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Laparaskopik kolesistektomi, minimal invaziv cerrahi girişim olmasına rağmen postoperatif ilk 24 saat ağrı görülmektedir. Ultrasonografi eşliğinde transversus abdominis alan (TAP) bloğu, abdominal cerrahide postoperatif analjezi sağlayan rejyonel anestezi tekniğidir. Laparaskopik kolesistektomi nedeniyle opere edilen hastalarda, transversus abdominis alan bloğunun; taburculuk süresi, opioid ve opioid olmayan ilaçların tüketimi, bulantı, kusma, omuz ağrısı, vizüel analog ağrı skalasına (VAS) göre ağrı şiddetine etkilerini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Laparaskopik kolesistektomi olan yetmiş iki hasta çalışmaya dahil edildi. Otuz sekiz hastaya ultrasonografi eşliğinde TAP blok uygulanmış olup otuz dört hastaya non steroid anti inflamatuvar ilaçlarla ağrı kontrolü sağlanmıştır. VAS skoru, omuz ağrısı, intraoperatif ve postoperatif opioid ve opioid olmayan ilaçların tüketimi, bulantı, kusma ve taburculuk süresi, TAP blok uygulanan ve uygulanmayan olmak üzere gruplar arası farklılıklar istatistiksel analiz ile araştırıldı.
BULGULAR: VAS skorları her iki grupta da genel olarak tüm zaman periyodlarında azalmıştır (anlamlı temel etki, F(7.760)=94.47, p<0.001). VAS ağrı skorları, TAP blok uygulanan grupta 24. saat hariç olmak üzere TAP uygulanmayan gruba göre anlamlı düşüktü. Omuz ağrısı, TAP blok uygulanan grupta anlamlı yüksek bulundu (p<0.001). İntraoperatif ve postoperatif opioid tüketimi, bulantı, kusma, taburculuk süresi kıyaslandığında anlamlı fark bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ultrasonografi eşliğinde TAP blok, abdominal ağrıya bağlı postoperatif ağrının azaltılmasında etkili bir rejyonel anestezi tekniğidir ancak omuz ağrısını azaltmamaktadır. Laparaskopik kolesistektomi sonrası multimodal ağrı yönetimi gerekmektedir.

11. 
Major Ortopedik Cerrahilerde Anesteziyolog ve Cerrahın Kan Kaybı Tahminlerindeki Hata Paylarının Karşılaştırılması: Klinik Gözlemsel Çalışma
Comparison of the Error Rates of an Anesthesiologist and Surgeon in Estimating Perioperative Blood Loss in Major Orthopedic Surgeries: Clinical Observational Study
Nureddin Yüzkat, Celaleddin Soyalp, Nurçin Gülhas
doi: 10.5222/jarss.2019.28290  Sayfalar 291 - 297 (65 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Anesteziyolog ve cerrah intraoperatif dönemde farklı gözlem açılarına sahip olduğundan, klinik gözleme dayalı tahminleri büyük değişkenlikler içermektedir. Bu tahminlerin gerçek kan kaybını ne kadar doğru yansıtabildiği halen tartışılan bir konudur. Bu çalışmada anesteziyolog ve cerrahın, perioperatif kan kaybı ve transfüzyon gerekliliği hakkındaki klinik gözlemlerinin, laboratuvar sonuçları ile karşılaştırılması amaçlandı.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Majör ortopedik cerrahi planlanan, 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Aynı anestezi uzmanından ve aynı cerrahtan kan kaybı miktarını ve kan transfüzyonuna gerek duyulup duyulmadığını perioperatif dönemde tahmin etmeleri istendi. Perioperatif hemoglobin değerleri ve total kan hacmi kullanılarak kan kaybı eşzamanlı hesaplandı. Anesteziyolog ve cerrahın tahminleri ile laboratuvara göre hesaplanan kan kaybı istatistiksel olarak karşılaştırıldı.

BULGULAR: Anesteziyolog ve cerrahın perioperatif ortalama kan kaybı volümü tahminleri, laboratuvar sonuçlarına göre hesaplanan kan kaybı volümünden daha düşük bulundu (p=0.01). Hesaplanan kan kaybı 600 mL’den az olduğunda tahminlerin daha yüksek, 600 mL’den yüksek olduğunda ise tahminlerin daha 20 düşük olduğu saptandı (p=0.01). Bulgularımıza göre, perioperatif kan kaybı tahmininde yanılma oranı %28.72 olarak saptandı. Kan kaybı 1000 mL’den fazla olduğunda tahminde yanılma oranı %34.03; 1000 mL’den az olduğunda yanılma oranı %25.18 bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Majör ortopedik cerrahilerde kan kaybı 1000 ml’den fazla olduğunda tahminde 25 yanılma oranının arttığı, kan kaybını tahmin etmenin güçleştiği ve anesteziyoloğun cerrahtan daha iyi tahminde bulunduğu kanısındayız.

12. 
Femoral Boyun Kırığı Olan Hastalarda Pozisyon Ağrısı için İki Periferik Blok Yönteminin Karşılaştırılması
Comparison of Two Peripheral Block Methods For Position Pain in Femoral Neck Fractures
Hidayet Ünal, Semih Başkan, Fahri Acar, İsmail Aytaç
doi: 10.5222/jarss.2019.39306  Sayfalar 298 - 303 (38 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Kalça kırığı gibi ortopedik patolojiler yaşlı popülasyonda sıklıkla görülmektedir. Hasta
sayısındaki artış yüzünden, kalça kırığı nedeni ile tedavi gören hastalarda ağrı yönetimi daha
önemli hale gelmektedir. Biz bu çalışmada, spinal anestezi için verilen pozisyon sırasındaki ağrıyı
gidermek için kullanılan, 2 farklı periferik blok yöntemini, etkinlik ve hasta memnuniyeti açısından
karşılaştırdık
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız tek merkezli, prospektif, randomize, çift kör bir çalışma olarak planlandı. Her
biri 60 yaşın üstünde, American Society of Anesthesiologists (ASA) skalası 1-3 arası olan 59 hasta
çalışmaya dahil edildi. Hastalar, fasya ilyaka kompartman bloğu (FICB) (Grup 1) ve Femoral sinir
bloğu (FNB) (Grup 2) olarak iki gruba ayrıldı
BULGULAR: Tam duyusal blok gelişen hasta oranı FNB grubunda daha yüksekti (FNB’de %73.3,
FICB’de %44.8). Ancak tam blok gelişme sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu.
(FICB grubunda 16.2±3.7 ve FNB’de 14.8±3.6). Çalışmamızda, her 2 grubun da vizüel analog skorunu (VAS) düşürmede etkili olduğunu bulduk (2 grupta da yaklaşık 5 puan düşüş mevcuttu).
Hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasa da FNB grubunda diğer
gruba kıyasla daha yüksek memnuniyet oranı izlendi
TARTIŞMA ve SONUÇ: FNB de FICB gibi nöroaksiyel blok uygulamaları sırasında ortaya çıkan pozisyon ağrısını
gidermek için kullanılabilecek bir yöntemdi.

OLGU SUNUMU
13. 
Tetraplejik-Ventilatör Bağımlı Hastada Trakeaözofageal Fistül Tanı ve Tedavisi, Olgu Sunumu
Diagnosis and Treatment of Tracheoesophageal Fistula in Tetraplegic-Ventilator Dependent Patient, Case Report
Fatma Ozkan Sipahioglu, Mehmet Murat Sayın
doi: 10.5222/jarss.2019.51523  Sayfalar 304 - 307 (1409 kere görüntülendi)
Edinilmiş trakea-özofageal fistül (TÖF), yoğun bakım ünitelerinde unutulmaması gereken nadir bir
komplikasyondur. TÖF’ün benign nedenleri arasında en yaygın olanı kaf ilişkili trakeal tüp hasarıdır. Bu olgu sunumunda ventilatör bağımlı tetraplejik bir hastada gelişen TÖF tanı ve tedavisi
tartışılmaktadır.
Trafik kazası sonrası yüksek seviye servikal fraktür nedeniyle tetrapleji gelişmiş 45 yaşında hasta,
trakeotomi ile ventilatörde takip edildiği başka bir merkezden yoğun bakım ünitemize kabul edildi. Stabil seyreden hastanın trakeotomili 37. gününde genel durumunda ani bir bozulma görüldü.
Hastada yeterli havalanmaya rağmen, CO2
retansiyonu oldu. Abdominal distansiyon gelişti ve
nazogastrik sondada hava görüldü. Bilgisayarlı tomografide TÖF görüntülendi. Kesin tanı için
endoskopi yapıldı. Trakea duvarından özofagusa geçiş yapmış kaf balonu görüntülendi. Hastanın
akciğerini korumak amacıyla trakeotomi kanülü endotrakeal tüp ile değiştirildi ve balon fistülden
uzakta şişirildi. Primer onarım cerrahisi planlanan hasta yaklaşık 1 hafta sonra başarıyla opere
edildi. Postoperatif dönemde hastanın takibine ayarlanabilen trakeotomi kanülü ile devam edildi.
Hasta halen yoğun bakımımızda takip edilmektedir.
Trakeaözofageal fistül trakeotomi geç komplikasyonlarından biridir. Erken tanı hastayı olası fatal
pulmoner komplikasyonlardan korumak için önemlidir. Trakeal sekresyon artışı, gastrik içerik
aspirasyonu, havalandırma zorluğu, abdominal distansiyon veya nazogastrik sondaya hava dolması bizi TÖF açısından uyarmalıdır.
Trakeaözofageal fistül ventilatöre bağımlı hastalarda hemen fark edilemeyebilir. Özel durumlarda
ayarlanabilir trakeotomi kanülleri düşünülmelidir

14. 
Multiple Sklerozda Postdural Başağrısı; Şimdi ne yapacağız? Vaka Takdim
Postdural Puncture Headache in Multiple Sclerosis; What shall we do now?
Zuhal Çavuş, Nilufer Coskun
doi: 10.5222/jarss.2019.86580  Sayfalar 308 - 310 (1485 kere görüntülendi)
Multipl sklerozlu hastalarda epidural kan yaması uygulamalarının oluşturduğu basınç değişikliklerinin akson iletimi üzerine olası etkileri önemlidir. Multiple sklerozlu hastalarda epidural kan
yamasının güvenliği ve etkinliğine dair kısıtlı sayıda olgu sunumu vardır. Biz burada, 26 yaşında
multiple sklerozlu kadın hastada postdural ponksiyon baş ağrısının başarılı tedavisini anlatmayı
amaçladık.

15. 
Omfalopagus Tip Yapışık İkizlerde Anestezi Yönetimi: Bir Olgu Sunumu
Anesthesia Management in Omphalopagus Type Conjoined Twins: A Case Report
Aydın Mermer, Yasin Tire, İbrahim Akkoyun
doi: 10.5222/jarss.2019.64936  Sayfalar 311 - 314 (1641 kere görüntülendi)
Yapışık ikiz olarak doğum 1/200.000 oranıyla nadir bir durumdur. Bu tip yapışık ikiz olgularından
biri de omfalopagus tipi yapışık ikizlerdir. Biz de 8 günlük ve ikizlerden birisinde VSD (Ventriküler
Septal Defekt) bulunan omfalopagus tipi yapışık ikizlerin anestezi yönetimini sunmayı amaçladık.

EDITÖRE MEKTUP
16. 
Editöre mektup: Ortalama Trombosit Hacmi Kalp Durması Sonrası Hedefe Yönelik Hipotermi Uygulanan Hastalarda Mortalite İçin Bir Belirteç Olmayabilir
Letter to the editor: Mean Platelet Volume May Not be a Predictive Marker for Mortality in Post Cardiac Arrest Patients Undergoing Targeted Temperature Management
Cengiz Beyan, Esin Beyan
doi: 10.5222/jarss.2019.87487  Sayfalar 315 - 316 (32 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF

17. 
Yazar İndeksi
Author Index

Sayfa 5000 (917 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF