ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 33 (3)
Cilt: 33  Sayı: 3 - 2025
1. 
Kapak
Cover

Sayfa I (244 kere görüntülendi)

2. 
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - IV (240 kere görüntülendi)

3. 
İçindekiler
Contents

Sayfa V (221 kere görüntülendi)

DERLEME
4. 
Normatif Bir Bakış Açısı ile Doğal Ölüm İzni (AND) ve Yeniden Canlandırmayın (DNR) Emri
A Normative Perspective on Allow Natural Death (AND) and do not Resuscitate (DNR) Order
Dilek Özcengiz
doi: 10.54875/jarss.2025.68094  Sayfalar 153 - 160 (289 kere görüntülendi)
Doğal Ölüm İzni (AND) ve Yeniden Canlandırmayın Talimatı (DNR), çağdaş sağlık sistemlerinde son dönem bakım kararlarını temelden şekillendiren kritik tıbbi direktifleri temsil etmektedir. Her iki talimat da kardiyopulmoner resüsitasyonu reddetme işlevini aynı şekilde yerine getirirken, ölüm ve ölme hakkında konuşmada farklı felsefi yaklaşımları içermektedir. Bu derleme, bu direktiflerin etrafındaki etik ve hukuki çerçeveleri incelemekte ve hasta özerkliği, sağlık hizmeti sağlayıcılarının karar verme süreci ve aile dinamikleri üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Ampirik araştırmalar ve hukuki emsallerin kapsamlı bir incelemesi aracılığıyla, bu analiz terminolojinin hasta kabulü ve sağlık hizmeti sonuçları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Etik yansımaları, özerklik, fayda sağlama, zarar vermeme ve adalet gibi temel biyoetik ilkeleri kapsarken, hukuki boyutlar yargı bölgeleri arasında önemli ölçüde değişiklik göstermektedir. Bu bakış açılarını anlamak, giderek daha karmaşık bir tıbbi ortamda son dönem bakım kararlarıyla başa çıkan sağlık profesyonelleri, politika yapıcılar ve hastalar için hayati öneme sahiptir.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
5. 
Subaraknoid Deksmedetomidin Sezaryen Doğumda Minimal Hemodinamik İnstabilite ile Post Operatif Bulantı ve Kusma (POBK) ve Titreme İnsidansını Azaltabilir mi? Prospektif, Randomize, Çift Kör, Kontrollü Bir Çalışma
Can Subarachnoid Dexmedetomidine Decrease the Incidence of Post Operative Nausea and Vomiting (PONV) and Shivering with Minimal Hemodynamic Instability in Cesarean Section? A Prospective, Randomized, Double-Blinded, Controlled Study
Mohammed S. Shorbagy, Shaimaa M. S. Rakhia, Hatem Elsayed
doi: 10.54875/jarss.2025.78309  Sayfalar 161 - 170 (321 kere görüntülendi)
Amaç: Subaraknoid blok altında gerçekleştirilen sezaryen doğumda intratekal adjuvan olarak seçici α-2 agonisti deksmedetomidinin kullanımı önemli ölçüde artmaktadır.
Bu çalışmadaki amacımız minimal hemodinamik instabilitesi olan alt segment S planlanan hastalarda spinal anestezi için lokal anesteziğe düşük doz deksmedetomidin eklenmesinin perioperatif bulantı, kusma ve titremeyi azaltıp azaltmadığını belirlemektir.
Yöntem: Bu kontrollü prospektif çalışmada, elektif sezaryen doğum (spinal anestezi altında) planlanan 60 gebe eşit şekilde iki gruba randomize edildi. Grup D (deksmedetomidin grubu) deksmedetomidinin (5 μg; 0,2 mL) yanı sıra hiperbarik bupivakain (%0,5; 10 mg) alırken, Grup K (kontrol grubu) spinal anestezi için normal salin aldı. Hemodinamik parametrelerin yanı sıra titreme, kusma ve bulantı insidansı da kaydedildi.
Bulgular: Blok süresinde Grup D’de (218,83 ± 10,72) Grup K’ye (163,17 ± 9,96) göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış vardı ve p değeri <0,001 idi. Grup K’de (%50,0) titreme yaşayan hasta yüzdesinde Grup D’ye (%10,0) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir artış vardı; p değeri = 0,001 ve Grup K’de Grup D’ye göre titreme şiddetinde bir artış vardı (p=0,005).
Sonuç: İntratekal deksmedetomidin’in S sırasında kusmanın ve bulantının önlenmesi (oluşumu) üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı ancak minimal hemodinamik instabilite ile titreme oluşumunu etkili bir şekilde hafifletebileceği sonucuna vardık.

6. 
Yoğun Bakım Ünitesinde Kateterle İlişkili İdrar Yolu Enfeksiyon Oranlarına Yapılandırmacı Eğitimin Etkisi
The Effect of Constructivist Training on the Rate of Catheter-Associated Urinary Tract Infections in the Intensive Care Unit
Saliha Yarimoglu, Fatma Sebnem Erdinc, Cetin Kaymak, Necla Tulek, Hulya Basar, Gunay Tuncer Ertem, Sami Kinikli
doi: 10.54875/jarss.2025.31549  Sayfalar 171 - 177 (372 kere görüntülendi)
Amaç: Kateter ilişkili üriner sistem enfeksiyonları (Kİ-ÜSE) sık görülen sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonlardır. Yapılandırmacı eğitim, yeni bilginin daha önce öğrenilen bilgiyle bütünleştirilmesi temeline dayanır. Bu çalışma, yapılandırmacı eğitimin Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Üniteleri’nde (ARYBÜ) Kİ-ÜSE hızına olan etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Çalışmamız, retrospektif olarak tasarlanmış prospektif bir müdahale çalışmasıdır. Bir ay boyunca, ARYBÜ’lerde çalışan 62 sağlık personeli (yedisi doktor, 38’i hemşire ve 17’si temizlik personeli), 4-5 kişilik küçük gruplara ayrıldı ve bu gruplara Kİ-ÜSE’nin önlenmesi konusunda yaklaşık kırkbeş dakika süren yapılandırmacı eğitim verildi. Her üç yoğun bakımın personelleri aynı sayıda eğitim oturumuna katıldı. Çalışmada Kİ-ÜSE hızı ve kateter kullanım oranı eğitimden önceki altı ay ve eğitimden sonraki altı ay süresince karşılaştırıldı. Yapılandırmacı eğitim verildikten altı ay sonra katılımcılara dört sorudan oluşan bir anket uygulandı.
Bulgular: ARYBÜ’lerde Kİ-ÜSE hızı eğitim öncesi ve sonrası sırasıyla bin kateter gün başına ARYBÜ-1’de 8,3 ve 8,7, ARYBÜ-2’de 7,0 ve 8,1 ve ARYBÜ-3’te 7,3 ve 9,9 olarak gözlendi. Her bir ünitede yapılandırmacı eğitim sonrası, öncesi döneme göre Kİ-ÜSE hızında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Yapılandırmacı eğitim müdahalesi, yoğun bakım ünitelerinde Kİ-ÜSE hızını tek başına azaltmadı. Çalışmaya katılanlara 6 ay sonra yapılan anket sonucuna göre; hemşirelerin %92’si ve temizlik personelinin %88’i yapılandırmacı eğitimin olumlu etkisi olduğunu belirtti.
Sonuç: Yapılandırmacı eğitim müdahalesinin tek başına ARYBÜ’lerdeki Kİ-ÜSE hızını azaltmadığı, ancak YBÜ yardımcı personelleri ve hemşireleri arasındaki farkındalığı artırdığı görüldü.

7. 
Çocuklarda Ameliyat Öncesi Görsel-İşitsel Bilgilendirmenin Perioperatif Kaygı Üzerine Etkisi: Randomize Kontrollü Bir Çalışma
Effect of Preoperative Audiovisual Information on Perioperative Anxiety in Children: A Randomized Controlled Trial
Gozde Celik, Canan Balci
doi: 10.54875/jarss.2025.15045  Sayfalar 178 - 183 (1478 kere görüntülendi)
Amaç: Preoperatif anksiyete, cerrahi geçiren pediatrik hastalar arasında yaygın bir sorundur ve sıklıkla olumsuz psikolojik ve fizyolojik sonuçlara yol açabilir. Görsel-işitsel müdahaleler, anksiyetenin hafifletilmesi ve perioperatif deneyimlerin iyileştirilmesi konusunda önemli bir potansiyel göstermektedir.
Yöntem: Bu randomize kontrollü çalışmada, elektif günübirlik cerrahi planlanan 3-8 yaş arası 84 çocuk yer aldı. Katılımcılar iki gruba ayrıldı: kontrol grubu (görsel-işitsel müdahale yapılmadı) ve video grubu (anestezi hakkında bilgilendirici animasyon izletildi). Preoperatif ve postoperatif anksiyete düzeyleri, anestezi maskesi uyumu ve ebeveyn memnuniyeti geçerli ölçekler kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Video grubunda, kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha düşük preoperatif anksiyete skorları, anestezi indüksiyonu sırasında daha iyi uyum ve daha yüksek ebeveyn memnuniyeti gözlendi (p<0,05). Ancak, gruplar arasında postoperatif iyileşme, ajitasyon veya ağrı skorları açısından anlamlı bir fark bulunmadı.
Sonuç: Preoperatif görsel-işitsel eğitim, cerrahi geçiren pediatrik hastalarda anksiyeteyi azaltmak ve ebeveyn memnuniyetini artırmak için etkili ve invazif olmayan bir yöntemdir. Uzun vadeli psikolojik etkilerini ve rutin klinik uygulamalara entegrasyonunu araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

8. 
Perkütan Nefrolitotomide Uygulanan Anestezi Yöntemlerinin Karşılaştırılması
Comparison of Anesthesia Strategies in Percutaneous Nephrolithotomy
Cansu Kılınç Berktaş, Hilal Akça, Merve İkbal Göncü, Sevil Azazoğlu Erbek, Furkan Tontu, Funda Gümüş Özcan
doi: 10.54875/jarss.2025.82997  Sayfalar 184 - 189 (293 kere görüntülendi)
Amaç: Perkütan nefrolitotomi (PNL), böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir ve sıklıkla genel anestezi (GA) altında uygulanmaktadır. Ancak son yıllarda, genel anesteziye alternatif olarak rejyonal anestezi (RA) tekniklerinin (spinal, epidural, kombine spinal-epidural) kullanımı artmaktadır. Bu çalışmada, PNL ameliyatında kullanılan anestezi yöntemlerinin etkinliğini ve güvenilirliğini karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışma, 2023 ile 2024 yılları arasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde PNL ameliyatı geçiren 166 hastayı içermektedir.
Bulgular: Cinsiyet, ASA skoru, yaş, beden kitle indeksi, taş tipi, taş lokasyonu, taş hacmi, anestezi süresi, cerrahi süresi, hemoglobin düşüşü, kan transfüzyonu gereksinimi, postoperatif yoğun bakım izleme gereksinimi, hastanede kalış süresi, kanama gereksinimi, akut faz reaktanlarının artış sebepleri, desatürasyon ve diyafragma hasarı gibi pulmoner komplikasyonlar açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Sonuç: Perkütan nefrolitotomi ameliyatında GA ve RA, hastanede kalış süresi, anestezi ve cerrahi süresi, perioperatif kan transfüzyonu gereksinimi, postoperative akut faz reaktanlarındaki artış ve solunum komplikasyonları açısından benzer oranlara sahiptir. Her iki anestezi türünün de avantajları ve dezavantajları vardır. Bu nedenle, GA ile RA arasında seçim yaparken çok disiplinli bir yaklaşımın belirlenmesi önerilmektedir.

9. 
Toraks Cerrahisi Hastalarında Lateral Dekübit Pozisyonda, İnvaziv Olmayan Dinamik Monitörizasyon Sıvı Yanıtlılığını Değerlendirmede Faydalı mıdır?
Is Dynamic Non-Invasive Monitoring Helpful for Fluid Responsiveness in Lateral Decubitus Position in Thoracic Surgery Population?
Hija Yazicioglu, Sumru Sekerci, Hulya Yigit Ozay, Mustafa Bindal, Sumeyye Nur Aydin
doi: 10.54875/jarss.2025.36097  Sayfalar 190 - 196 (396 kere görüntülendi)
Amaç: Pleth variability indeks (PVI), perioperatif ve yoğun bakımda hastanın volüm durumunu gösteren invaziv olmayan ve sürekli dinamik ölçüm yapan bir trend monitörüdür. Pleth variability indeks eşik değeri pek çok hasta grubu ve cerrahi tipinde büyük değişiklik göstermektedir. Torasik cerrahide az rastlanılan bu çalışmada hastaların lateral pozisyonda iken ve daha sonra yapılan mini sıvı cevaplılık testi sonrası volüm durumunu, PVI ve ortalama arter basıncı (OAB) ile değerlendirdik.
Yöntem: Hastane etik komitesi izni ve hasta onam formları alındıktan sonra sağ veya sol yan pozisyonda açık torakotomi yapılacak toplam 63 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif rutin 8-10 saat aç kalan ve supin yatan hastalara (T1) rutin monitörizasyon yanında Masimo Root-7 ile PVI ve invazif arter monitörizasyonu yapıldı. İndüksiyonu takiben (T2) ve hastalar sağ veya sol yana çevrilip stabil olduktan sonra (T3) tüm değerler yazıldı. Hastalara ideal vücut ağırlığına göre 3 mL kg⁻¹ ringer laktat 3 dakika içinde verildikten sonra (T4) son kayıtlar yapıldı ve insizyon öncesi çalışma bitirildi. Ortalama arter basıncı ve PVI ölçümlerinde pozitif veya negatif yönde her bir birim değişiklik dikkate alındı ve birbirleriyle korelasyonlarına bakıldı. Veriler IBM SPSS v25 programı ile analiz edildi.
Bulgular: Hastalar indüksiyon sonrası sağ lateral dekübit pozisyonuna alındığında OAB anlamlı oranda düşerken PVI değerinde anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Mini sıvı cevaplılık testinde ise PVI da trend her iki pozisyonda doluluk lehine değişim gösterdi. Çalışmada MAP ve PVI değerlerinde T3 ve T4 zamanlarında herhangi bir korelasyon saptanmadı.
Sonuç: Minimal sıvı cevaplılığı testinde trend monitörü PVI her iki pozisyonda da düşerek birim değer olarak doluluğu gösterdi. Pek çok değişkenden etkilenebilecek olan OAB değeriyle aralarında beklediğimiz korelasyonunu yakalayamadık.

10. 
Endoskopik Transnazal Transsfenoidal Hipofiz Cerrahilerinde Postoperatif Komplikasyonlar: Retrospektif Çalışma
Postoperative Complications in Endoscopic Transnasal Transsphenoidal Pituitary Surgeries: A Retrospective Study
Hadi Ufuk Yörükoğlu, İpek İzgin Avcı, Sevim Cesur, Can Aksu, Dilek İçli
doi: 10.54875/jarss.2025.55706  Sayfalar 197 - 201 (403 kere görüntülendi)
Amaç: Hipofiz adenomlarının cerrahi rezeksiyonu için birçok farklı teknik tanımlanmış olsa da endoskopik transnazal transsfenoidal yaklaşım; diğer tekniklere göre geniş cerrahi görüş alanı ve minimal invaziv olması nedeniyle daha çok tercih edilen ve komplikasyon oranı daha düşük olan bir tekniktir. Bu çalışmada, endoskopik transnazal transsfenoidal hipofiz cerrahisi sonrası gelişen postoperatif komplikasyonların retrospektif olarak incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Ocak 2018–Aralık 2024 tarihleri arasında endoskopik transnazal transsfenoidal hipofiz cerrahisi uygulanan 2598 hastanın tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Yaş, cinsiyet, adenom tipi, anestezi yönetimi ve komplikasyon verileri gözden geçirildi.
Bulgular: Hastaların %53,2’si (1381 hasta) kadındı. Postoperatif komplikasyon oranı %10,9 (338 hasta) olup en sık beyin omurilik sıvısı (BOS) kaçağı (%4,4), diabetes insipitus (%3,3) ve epistaksis (%2,6) gözlendi. Apopleksinin en sık non-sekretuar adenomu olan hastalarda geliştiği görüldü. Postoperatif 48 hasta (%1,5) solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındı. Postoperatif mortalite oranı ise %0,4’tü.
Sonuç: Endoskopik transnazal transsfenoidal hipofiz cerrahisi, hipofiz adenomlarının tedavisinde minimal invaziv bir yöntemdir. Ancak bu cerrahiler sonrasında BOS kaçağı, diabetes insipitus, epistaksis gibi önemli komplikasyonlar gelişebilmektedir. Komplikasyon riskinin azaltılması ve gelişen komplikasyonların tedavisi için multidisipliner ekip kurulması büyük önem taşımaktadır.

11. 
Gastrointestinal Girişimlerde Sedasyonla İlişkili Komplikasyonlar: Tek Merkezli Prospektif Gözlemsel Çalışma
Sedation Related Complications in Gastrointestinal Interventions: A Single-Center Prospective Observational Study
Selin Erel, Nuray Camgoz Eryilmaz, Mehmet Cindoruk, Gozde Inan
doi: 10.54875/jarss.2025.76993  Sayfalar 202 - 210 (853 kere görüntülendi)
Amaç: Sedasyon, modern gastrointestinal endoskopinin ayrılmaz bir parçası olsa da komplikasyon riski ile ilişkilidir. Bu çalışmanın temel amacı, gastrointestinal endoskopi için uygulanan sedasyonun güvenlik profilini ve sonuçlarını prospektif olarak değerlendirmektir. Spesifik kardiyopulmoner istenmeyen olayların insidans ölçmeyi ve bu komplikasyonlarla ilişkili bağımsız hasta ve ilaca bağlı risk faktörlerini tanımlamayı hedefledik.
Yöntem: Bu prospektif, tek merkezli, gözlemsel çalışmaya, elektif gastrointestinal işlem geçiren yetişkin hastalar dahil edildi. İşlem öncesi yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) skoru ve Mallampati skoru gibi demografik ve klinik veriler kaydedildi. İşlem sırasında sedatif ajanlar, dozları ve sürekli kardiyorespiratuar monitörizasyon verileri toplandı. Komplikasyonlar için risk faktörlerini belirlemek amacıyla binomiyal lojistik regresyon modelleri kullanıldı.
Bulgular: Genel komplikasyon oranı %69,6 olup, en sık görülen komplikasyon hipotansiyon (%58), hipertansiyon (%15) ve hipoksiydi (%12). Çok değişkenli analizde artan yaş (OR=1,03; p<0,0001), daha yüksek VKİ (OR=1,06; p=0,004), Mallampati skoru 3 (OR= 1,98; p=0,004) ve daha uzun işlem süresi (OR=1,03; p<0,0001) herhangi bir komplikasyon için bağımsız belirleyiciler olarak tanımlandı Üst gastrointestinal girişimler hipoksi riskinde artış ile ilişkiliydi (OR=2,12; p=0,05). İndüksiyon sırasında lidokain uygulanması genel komplikasyon oranını belirgin biçimde azalttı (OR= 0,03; p=0,01). Daha yüksek idame propofol dozları hipotansiyon ile koreleydi (OR=1,003; p=0,005); buna karşılık, daha yüksek indüksiyon midazolam dozları hipoksi (OR=1,8; p=0,04) ve apne (OR=2,7; p=0,03) riskini artırdı. Önceden yapılmış COVID-19 aşılaması postoperatif bulantı ve kusmaya (POBK) karşı koruyucu bir faktör olarak belirlendi (OR=0,003; p=0,03).
Sonuç: Gastrointestinal endoskopi için sedasyon genellikle güvenli olsa da, özellikle yaşlı veya obez hastalarda, zor hava yoluna sahip olanlarda ve uzun süren işlemler sırasında geçici kardiyorespiratuar olaylar sıktır. İntravenöz lidokainin genel komplikasyonlara karşı koruyucu olduğu görülmüştür. Hasta güvenliğini artırmak için dikkatli bir işlem öncesi değerlendirme, kişiselleştirilmiş ilaç seçimi ve yakın takip kritik öneme sahiptir. COVID-19 aşılamasının POBK ‘a karşı koruyucu etkisine dair bu yeni bulgu, daha ileri araştırmaları gerektirmektedir.

OLGU SUNUMU
12. 
Artroskopik Omuz Cerrahisinde Pnömotoraks: Çok Faktörlü Risk Analizi ve Olgu Sunumu
Pneumothorax in Arthroscopic Shoulder Surgery: A Multifactorial Risk Analysis and Case Report
Amanda Burns, Shubha Srinivasareddy
doi: 10.54875/jarss.2025.87094  Sayfalar 211 - 214 (339 kere görüntülendi)
Artroskopik omuz cerrahisi ciddi ağrı ile ilişkili bir prosedürdür ve genellikle uzun süreli hastane yatışını önlemek için etkili ağrı yönetimi gerektirir. Genel anestezi ile birlikte yaygın olarak kullanılan interskalen brakiyal pleksus blokları, oral analjezik ihtiyacını azaltabilse de belirli riskler taşımaktadır. Bu olgu sunumunda, artroskopik omuz cerrahisi sırasında, özellikle birden fazla katkıda bulunan faktör mevcut olduğunda, potansiyel bir komplikasyon olan pnömotoraks incelenmektedir. Pnömotoraksın potansiyel nedenleri arasında interskalen brakiyal pleksus bloğu, omuz cerrahisi ve önceden var olan akciğer hastalıkları yer almaktadır. Bu rapor, söz konusu vakalarda farkındalığın artırılması ve dikkatli risk yönetiminin önemini vurgulamaktadır. Bu faktörlerin anlaşılması, klinik uygulamalara rehberlik edebilir, hasta sonuçlarını optimize edebilir ve risk azaltma stratejilerine yönelik gelecekteki araştırmalara yön verebilir.

13. 
Tigesiklin İlişkili Nonkonvulsif Status Epileptikus Vakası
A Case of Tigecycline-Associated Nonconvulsive Status Epilepticus
Seyma Akpinar, Bade Gulec, Kadir Corbaci
doi: 10.54875/jarss.2025.24356  Sayfalar 215 - 219 (379 kere görüntülendi)
Yoğun bakım ünitelerinde yaygın olarak kullanılan antibiyotikler genellikle iyi tolere edilir, ancak nörotoksisite de dahil olmak üzere yan etkilere neden olabilir. Nonkonvülzif status epileptikus (NCSE), antibiyotiklerin nadir ancak ciddi bir nörotoksik etkisidir ve genellikle tanı için elektroensefalografi (EEG) gerektirir. Bu rapor, olası bir intra-abdominal enfeksiyon nedeniyle tigecycline verilen 80 yaşındaki bir kadında gelişen NCSE vakasını sunmaktadır. Başlangıçta antibiyotik tedavisi uygulanmasına rağmen hastanın durumu kötüleşmiş; konfüzyon, konuşamama ve tepkisizlik belirtileri göstermiştir. Nörogörüntüleme incelemelerinde herhangi bir anormallik saptanmamış, ancak EEG’de yaygın yavaş dalga aktivitesi ve keskin dalga deşarjları ile karakterize NCSE tespit edilmiştir. Hastaya intravenöz benzodiazepin uygulanmış ve klinik durumu ile EEG bulgularında hızla düzelme sağlanmıştır. Tigecycline tedavisi kesilmiş, antiepileptik tedavi başlanmış ve hasta tamamen iyileşmiştir. Bu vaka, kritik hastalarda NCSE’nin erken tanı ve tedavisinin önemini vurgulamaktadır. Klinisyenler, özellikle hassas hasta gruplarında, tigecycline gibi antibiyotiklerin nörotoksik yan etkilerine karşı dikkatli olmalıdır, çünkü zamanında tanı ve müdahale, daha iyi sonuçlar için hayati öneme sahiptir.

14. 
Oksitosine Karşı Anafilaksi Öyküsü Olan Bir Gebenin Sezaryenle Doğumunda İlk Seçenek Olarak Metilergonovin Kullanımı
Methylergonovine Use as a First Line Choice During Cesarean Delivery in a Parturient with a Previous Anaphylaxis History to Oxytocin
Selin Erel, Gokcen Emmez, Ozge Arabaci, Nuray Camgoz Eryilmaz, Dudu Berrin Gunaydin
doi: 10.54875/jarss.2025.02693  Sayfalar 220 - 222 (425 kere görüntülendi)
Spinal anestezi altında acil sezaryen operasyonu planlanan ve oksitosin anafilaksisi öyküsü olan multipar gebenin yönetiminde preoperatif planlama, takip ve uygun ilaç kullanımını ele alarak sunmayı amaçladık. Burada uterus tonusunu korumak ve olası atoniye bağlı kanamayı önlemek için uterotoniklerden metilergonovini 1. tercih olarak böyle bir olguda ilk kez kullanarak başarılı ve sorunsuz yönetimimizi sunduk.