| 1. | Kapak Cover Sayfa I (108 kere görüntülendi) |
| 2. | Danışma Kurulu Advisory Board Sayfalar II - IV (95 kere görüntülendi) |
| 3. | Editörden Editorial Sayfa V (71 kere görüntülendi) |
| 4. | İçindekiler Contents Sayfalar VI - VII (72 kere görüntülendi) |
| ÖZGÜN ARAŞTIRMA | |
| 5. | Üçüncü Basamak Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kanser Ağrısı Olan Pediatrik Hastaların Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi Evaluation of Consultations of Pediatric Patients with Cancer Pain in a Tertiary Education and Research Hospital Muge Baran, Seref Celik, Erkan Yavuz Akcaboy, Saziye Sahin, Hamit Goksu, Gokhan Yildiz, Samet Sancar Kayadoi: 10.54875/jarss.2026.08831 Sayfalar 1 - 6 (72 kere görüntülendi) Amaç: Bu çalışmanın amacı algoloji kliniğine yönlendirilmiş pediatrik konsültasyonlardaki demografik ve klinik verileri değerlendirerek, çocuklardaki ağrı sebeplerini, ağrı tedavi yöntemlerini ortaya koymaktır. Yöntem: 01.01.2019–30.05.2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Algoloji Kliniği’ne yönlendirilmiş olan tüm pediatrik konsültasyonlar demografik ve klinik özellikleri, önerilen tedavi, konsültasyon önerilerine uyum, görsel analog skala puanlarındaki konsültasyon öncesi ve sonrası değişimler açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 74 hasta alındı. Hastaların 44’ü (%59,5) erkek ve 30’u (%40,5) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 12,2±5,2’tü. Hastaların tamamı kanser tanı ve tedavisi nedeniyle takip ediyordu. Hastaların %55,4’ünde solid tümörler, 44,6’sında ise hematolojik malignensi mevcuttu. Hastaların yarısından fazlasında lokalize ağrı vardı ve sıklıkla gövdeydi (%35), %24,3’ünün ise yaygın ağrısı vardı. Hastaların konsültasyon sırasındaki ve sonrasındaki vizüel analog skala (VAS) değerleri ortalamasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). Hastaların VAS skorlarında cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Konsültasyon sonrasındaki değerlendirmede hastaların 43’ünde (%58,1) VAS değerlerinde ≥%30 düşüş olduğu saptandı. Konsültasyon sırasındaki tedavi önerilere uyum gösterildiğinde hastaların VAS değerlerinde uyum göstermeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p=0,001). Cinsiyet, ağrının lokal veya jeneralize olması ve kanser tipi ile VAS skorlarında saptanan düşüş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Kronik kanser ağrısı çeken çocuklarda, yeterli tedavi uyumu sağlanabilirse uygun medikal tedavi ile yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilir. |
| 6. | Genel Anestezi ve Spinal Anestezi Altında Gerçekleştirilen Sezaryen Operasyonlarında Farklı Dozlarda Kullanılan Traneksamik Asit Dozunun Karşılaştırılması Comparison of Different Doses of Tranexamic Acid Used in Caesarean Section Operations Performed Under General Anesthesia and Spinal Anesthesia Argun Pire, Tuğsan Egemen Bilgindoi: 10.54875/jarss.2026.16768 Sayfalar 7 - 15 (75 kere görüntülendi) Amaç: Dünya üzerinde her iki dakikada bir gebelikle ilişkili bir ölüm gerçekleşmektedir ve bunların üçte biri kanamayla ilişkilidir. Traneksamik asit (TA) kanamayı sınırlama amacıyla kullanılan bir antifibrinolitik ajandır. Biz de genel anestezi ve spinal anestezi altında sezaryen operasyonu (C/S) uygulanmış hastalarda, farklı dozlarda TA uygulanmış grupların ve aynı dozda TA uygulanan ancak farklı anestezi yöntemiyle yönetilen olgularda TA’nın kanama üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Genel anestezi ve spinal anestezi altında yapılan C/S’ler retrospektif olarak taranarak çalışmaya toplam 300 hasta dahil edildi. Her anestezi yöntemi TA’nın farklı dozlarda uygulamasına göre kendi içerisinde karşılaştırılarak TA’nın kanama, kanama parametreleri, transfüzyon ve intraoperatif olarak verilen sıvı miktarına olan etkisi sorgulandı. Aynı zamanda aynı doz TA uygulanıp farklı anestezi yöntemi uygulanan gruplar kendi içerisinde karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda genel anestezi grubunda 1000 mg TA uygulanmış hastaların preoperatif ve postoperatif hemoglobin (Hb) ve hematokrit (Hct) değerleri ile kanama miktarı diğer gruplardaki hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü. 1000 mg uygulanmış spinal anestezi grubunda Hb / Hct farkına rastlanmadı, ama kanama miktarı daha düşük bulundu. Transfüzyon miktarı açısından her iki anestezi yöntemindeki farklı doz TA uygulanan gruplar arasında bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda, TA uygulanmasının intraoperatif kanama miktarını anlamlı derecede azalttığı ve bu azalmanın en etkin 1000 mg uygulamada elde edildiği görüldü. Her iki anestezi yöntemi karşılaştırıldığında, TA’nın genel anestezi uygulanan hastalarda kanama üzerine daha etkili olduğunu fark edildi. Bu sonuçlarla C/S vakalarında TA’nın özellikle genel anestezi alan gebelerin klinik durumları üzerine olumlu etkisi olduğu sonucuna varıldı. |
| 7. | Laparoskopik Kolesistektomide Ağrı Yönetiminde Anterior Quadratus Lumborum Bloğunun İntravenöz Parasetamole Karşı Etkinliği Effectiveness of Anterior Quadratus Lumborum Block Versus Intravenous Paracetamol for Pain Management in Laparoscopic Cholecystectomy Selen Topalel, Hulya Tosun Soner, Meral Erdal Erbatur, Mazlum Dursun, Ahmet Tas, Omer Basol, Osman Uzunderedoi: 10.54875/jarss.2026.24650 Sayfalar 16 - 20 (78 kere görüntülendi) Amaç: Safra kesesi cerrahisinde laparoskopik teknikler yaygın olarak kullanılmakla birlikte, postoperatif ağrının etkin şekilde kontrolü halen önemli bir klinik sorun olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalarda bilateral ultrason rehberliğinde anterior quadratus lumborum bloğunun (QLB), intravenöz (IV) parasetamole kıyasla postoperatif ağrı kontrolü üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan ve dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 60 erişkin hasta retrospektif olarak incelendi. Hastalar anterior QLB uygulanan grup (n=29) ve yalnızca IV parasetamol uygulanan grup (n=31) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Postoperatif ilk 24 saat içinde görsel analog skala (VAS) ağrı skorları, toplam opioid tüketimi, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası (RASS) skorları ile bulantı, kusma ve omuz ağrısı varlığı değerlendirildi. Bulgular: Postoperatif 30. dakika ile 2., 4., 12. ve 24. saatlerde ölçülen VAS skorları ve opioid tüketimi, anterior QLB uygulanan hastalarda IV parasetamol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha düşük bulundu (tüm zaman noktalarında p<0,001). Ayrıca QLB grubundaki hastaların anesteziden daha sakin ve stabil şekilde uyandıkları gözlendi ve bu durum daha düşük RASS skorları ile doğrulandı (p<0,001). Postoperatif bulantı, kusma ve omuz ağrısı insidansı açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalarda bilateral anterior quadratus lumborum bloğu, IV parasetamole kıyasla daha etkili postoperatif analjezi sağlamakta ve opioid gereksinimini belirgin şekilde azaltmaktadır. Bu bulgular, anterior QLB’nin multimodal analjezi yaklaşımlarında değerli bir seçenek olduğunu göstermektedir. |
| 8. | Kombine Lomber Pleksus ve Siyatik Sinir Bloğu Yapılan Cerrahilerde Blok Kalitesinin Değerlendirilmesinde Perfüzyon İndeksi (PI), Kızılötesi Spektrometre (NIRS), ve Noninvazif Total Hemoglobin Monitörizasyonu (SpHb) Yöntemlerinin Karşılaştırılması Comparison of Perfusion Index (PI), Infrared Spectrometry (NIRS), and Noninvasive Total Hemoglobin Monitoring (SpHb) Methods for the Evaluation of Block Quality in Lower Extremity Surgery with Combined Lumbar Plexus and Sciatic Nerve Block Suat Karataş, Ahmet Atlas, Abdulhakim Şengel, Nuray Altay, Evren Büyükfıratdoi: 10.54875/jarss.2026.74507 Sayfalar 21 - 28 (65 kere görüntülendi) Amaç: Bu çalışmanın amacı, kombine lomber pleksus ve siyatik sinir bloğu ile gerçekleştirilen alt ekstremite cerrahilerinde blok kalitesinin değerlendirilmesinde Yakın Kızılötesi Spektroskopi (NIRS), Perfüzyon İndeksi (PI) ve Noninvaziv Total Hemoglobin Monitörizasyonu (SpHb) yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya alt ekstremite cerrahisi geçiren 18–65 yaş aralığında 50 ortopedik hasta dahil edildi. Vital bulgular (sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı ve oksijen satürasyonu), doku oksijen satürasyonu (rSO₂), PI ve SpHb değerleri bloktan 5 dakika önce, blok uygulamasından hemen sonra ve 25. dakikaya kadar her 5 dakikada bir kaydedildi. Bu veriler bloklu ve bloksuz ekstremiteler arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Kalp atım hızı ve oksijen satürasyonunda anlamlı değişiklik gözlenmedi (p>0,05). Ortalama arter basıncı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttı (p=0,001), ancak bu artış klinik açıdan önemli bulunmadı. Bloklu ekstremitede PI değerinde zamanla anlamlı bir artış izlendi (p=0,001) ve bu durum PI’nin blok başarısının erken ve objektif bir göstergesi olduğunu ortaya koydu. Buna karşın rSO₂ ve SpHb değerlerinde anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0,05); bu da bu parametrelerin alt ekstremite cerrahilerinde blok etkinliğini belirlemede sınırlı duyarlılığa sahip olabileceğini göstermektedir. Sonuç: Perfüzyon indeksi, alt ekstremite cerrahilerinde blok başarısını değerlendirmede güvenilir ve etkili bir parametre olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık, rSO₂ ve SpHb’nin sınırlı prediktif değeri bu parametrelerin potansiyel rollerinin açıklığa kavuşturulması için ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir. |
| 9. | Zor Maske Ventilasyonunun Öngörülmesinde Ultrason Kılavuzluğunda Hava Yolu Parametreleri: Prospektif Gözlemsel Bir Çalışma Ultrasound Guided Airway Parameters for Predicting Difficult Mask Ventilation: A Prospective Observational Study Soma Ganesh Raja Neethirajan, Ganeshamoorthy Baskar, Aruna Parameswaridoi: 10.54875/jarss.2026.67878 Sayfalar 29 - 36 (84 kere görüntülendi) Giriş Yüz Maskesi ventilasyonu, kesin hava yolunu sağlamadan önce tüm hastalarda ventilasyon yöntemidir. Hava yolu muayeneleri, zor maske ventilasyonunu (DMV) veya laringoskopiyi tahmin etmek için öykü ve fiziksel muayenelere dayanır. Ultrason hızlı olduğundan, yatak başı aracı hava yolu yönetiminde popülerlik kazanmıştır, bakım noktası ultrasonu hava yollarını değerlendirmek için klinik bir araç olarak kullanılabilir. Standart anestezi indüksiyonundan sonra zor maske ventilasyonu ile lingual arterler arasındaki mesafe (DLA), dil kalınlığı (TT) ve lateral faringeal duvar kalınlığı (LPWT) ultrason değerlendirmesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmeye çalıştık. Gereç ve Yöntemler Genel anestezi gerektiren elektif cerrahi için planlanan 264 hasta dahil edildi. Ameliyat öncesi bekleme alanında, DLA, TT ve LPWT'nin ultrasonografik değerlendirmesi ölçüldü. Standart indüksiyondan sonra, maske Ventilasyonu (MV) denenir ve Han'ın derecelendirmesine göre derecelendirilir. MV, Han'ın derecesi 2 ve üzeri için zor olarak kabul edildi. Sonuçlar 264 hastadan 230'u (%87,1) kolay maske ventilasyonu yaşarken, 34'ü (%12,9) zor maske ventilasyonu yaşadı. 2,52 cm'den fazla DLA'nın indüksiyon öncesi değerleri %47,06 duyarlılık, %76,09 özgüllük, 0,641 AUROC ve 0,004 P değeri ile bulundu. 4,67 cm'den fazla TT'nin duyarlılığı %44,12, %83,04 özgüllük, 0,636 AUROC ve <0,001 P değeri ile bulundu. Hem DLA hem de TT, DMV'yi öngörüyordu; DLA, TT'den daha iyi DMV öngörüsüne sahipti. Sonuç 2,52 cm'den fazla DLA ve 4,67 cm'den fazla TT, Zor maske ventilasyonunu öngörüyordu. |
| 10. | Sıçanlarda Normobarik Hiperoksinin Tekrarlayan Anestezi Sonrası Gelişen Postoperatif Kognitif Disfonksiyon Üzerine Önkoşullayıcı Etkisi The Preconditioning Effect of Normobaric Hyperoxia on Postoperative Cognitive Dysfunction After Repeated Anesthesia in Rats Ahmet Ridvan Dogan, Ferda Yilmaz İnal, Hasan Kocoglu, Tulay Zenginkinetdoi: 10.54875/jarss.2026.04696 Sayfalar 37 - 45 (64 kere görüntülendi) Amaç: Bu çalışmanın amacı, tekrarlayan sevofluran anestezisi sonrasında gelişen postoperatif bilişsel disfonksiyon üzerinde normobarik hiperoksi önkoşullamasının nöroprotektif etkisini rat modelinde değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmada, 24 erkek Sprague-Dawley rat rastgele dört gruba (n=6) ayrıldı: kontrol, normobarik hiperoksi, yalnızca sevofluran ve normobarik hiperoksi ardından sevofluran. Normobarik hiperoksi gruplarına bir hafta boyunca gün aşırı 3 saat süreyle %95 oksijen uygulandı. Sevofluran uygulanan gruplara ise beş ardışık gün boyunca günlük 2 saat süreyle %2,9 sevofluran verildi. Bilişsel performans Morris Su Labirenti testiyle değerlendirildi. Hipokampal dokular histopatolojik olarak nöronal hasar ve apoptoz bulguları açısından incelendi. Bulgular: Sevofluran uygulanan grup, kontrol grubuna kıyasla öğrenme ve hafıza performansında belirgin bozulma gösterdi (p<0,01). Normobarik hiperoksi ardından sevofluran uygulanan grupta, yalnızca sevofluran uygulanan gruba göre kaçış latansı ve platform geçiş sayısında anlamlı düzelme gözlendi (p<0,05). Histopatolojik analizde, yalnızca sevofluran uygulanan grupta belirgin nöronal dejenerasyon tespit edilirken, bu bulgu kombine uygulama grubunda önemli ölçüde azalmıştı. Kontrol ve yalnızca oksijen uygulanan gruplarda anlamlı nöronal hasar saptanmadı. Sonuç: Normobarik hiperoksi önkoşullaması, tekrarlayan sevofluran maruziyeti sonrası gelişen bilişsel bozukluk ve hipokampal nöronal hasarı azaltmada etkili bulunmuştur. Bu bulgular, normobarik hiperoksinin nöroprotektif potansiyelini desteklemekte olup, daha geniş örneklemler ve moleküler düzeyde doğrulamalar ile ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 11. | Trakeoözofageal Fistül (TÖF) Onarım Cerrahisi Geçiren Yenidoğanlarda İndüksiyon Ajanı Olarak İntravenöz Ketamin ve Propofolün Postoperatif İyileşme Skorları Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması Comparative Study Between Intravenous Ketamine and Propofol as Induction Agents on Postoperative Recovery Scores in Neonates Undergoing Tracheoesophageal Fistula (TEF) Repair Surgery Jyoti Prajapati, Amrita Rath, Reena..., Neelesh Anand, Kanika Sharmadoi: 10.54875/jarss.2026.07830 Sayfalar 46 - 52 (63 kere görüntülendi) Amaç: Trakeaözofageal fistül (TÖF), erken cerrahi müdahale gerektiren konjenital bir anomalidir. Cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolleri - ERAS, sonuçları iyileştirmek için yenidoğan cerrahi bakımında giderek daha fazla uygulanmaktadır. Anestezik indüksiyon ajan seçimi, iyileşme kalitesini ve süresini belirlemede önemli bir rol oynar. Yöntem: Randomize, çift kör ve prospektif olarak dizayn edilen çalışmamıza TÖF onarımı geçiren 10 günden küçük 60 yenidoğan dahil edildi. Katılımcılara indüksiyon ajanı olarak propofol (1,5 mg kg⁻¹) veya ketamin (1 mg kg⁻¹) verildi, standart idame ve postoperatif bakım uygulandı. Çalışmamızın birincil sonucu, Modifiye Steward Skoru kullanılarak ekstübasyondaki iyileşme skoruyken, ikincil sonuçlar arasında mekanik ventilasyon süresi, yenidoğan ağrı ajitasyon ve sedasyon ölçeği kullanılarak postoperatif ağrı ve hemodinamik stabilite yer aldı. Bulgular: Propofol grubunda derlenme skorları (ortalama 4,86 ± 0,89) ketamin grubuna (ortalama 3,09 ± 1,01) kıyasla anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). Propofol grubunda ortalama mekanik ventilasyon süresi (18,00 ± 3,70 saat) ketamin grubuna (21,45 ± 2,55 saat) kıyasla daha kısaydı (p=0,001). Ameliyat sonrası ağrı skorları ketamin grubunda tüm zaman aralıklarında tutarlı bir şekilde daha düşüktü (p<0,05). Hemodinamik parametreler ketamin grubunda indüksiyon sonrası daha stabil ve yüksekti. Sonuç: Propofol TÖF onarımı geçiren yenidoğanlarda daha hızlı derlenme ve daha kısa ventilasyon süresi ile ilişkiliyken, ketamin daha üstün postoperatif analjezi ve hemodinamik stabilite sağlar. Anestezi seçimi cerrahiye ve hastaya özgü ihtiyaçlara göre kişiselleştirilmelidir. |
| 12. | Alt Ekstremite Kırığı Olan Hastalarda Yağ Embolisi Sendromu İnsidansını Azaltmada Kortikosteroid Profilaksisinin Etkinliği Efficacy of Corticosteroid Prophylaxis in Reducing the Incidence of Fat Embolism Syndrome in Patients with Lower Extremity Fractures Mustafa Bajraktari, Gentian Huti, Blerim Arapi, Asead Abdyli, admir nake, Rudin Domidoi: 10.54875/jarss.2026.38039 Sayfalar 53 - 60 (147 kere görüntülendi) Amaç: Yağ embolisi sendromu (YES), uzun kemik kırıkları ile ilişkili nispeten nadir görülen ancak potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir komplikasyondur ve yaklaşık %2-5 oranında görülür. Bu çalışma, bu tür vakalarda YES oluşumunu azaltmak için profilaktik bir önlem olarak kortikosteroidlerin kullanımını araştırmaktadır. Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışma, Ocak 2011’den Ocak 2012’ye kadar Arnavutluk’un Tiran kentindeki Travuma Üniversite Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, alt ekstremite kırıkları tanısı konulan 232 hastadan oluşan bir kohort çalışmasını kapsıyordu. Birincil amaç, YES gelişiminde kortikosteroidlerin, özellikle 10 mg kg-1 dozunda metilprednizolonun profilaktik rolünü değerlendirmekti. Hastalar iki gruba ayrıldı: Grup 1, YES için kortikosteroid profilaksisi uygulanan 116 hastadan oluşuyordu ve Grup 2, YES için kortikosteroid profilaksisi uygulanmayan 116 hastayı kapsıyordu. Bulgular: Grup 1’de YES insidansı %2,58 olarak kaydedildi ve ciddi solunum belirtileri gözlenmedi. Buna karşılık, Grup 2’de %11,20 oranında YES insidansı saptandı ve bu hastaların %6,03’ü yoğun bakım ünitesinde solunum desteğine ihtiyaç duydu. Yağ embolisi sendromu prevalansı, kortikosteroid profilaksisi uygulanan Grup 1’de, profilaksi uygulanmayan Grup 2’ye kıyasla önemli ölçüde daha düşüktü (p<0,05). Grup 2 hastalarında ayrıca artmış pulmoner komplikasyon vakaları görüldü. Sonuç: Alt ekstremite kırıklarında kortikosteroid profilaksisinin uygulanması, YES insidansında belirgin bir azalma ile ilişkilendirilmiştir. Dahası, bu müdahale, YES ile ilişkili pulmoner komplikasyonları etkili bir şekilde azaltarak faydasını göstermiştir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 13. | Yüksek Havayolu Riski Olan Bir Hastada Subcostal Tap Blok Altında Açık Gastrostomi: Olgu Sunumu A High-Risk Airway Patient Undergoing Open Gastrostomy Under Subcostal Tap Block: A Case Report Muhammed Celil Aslan, Mehmet Murat Celik, Ozgur Sert, Huseyin Ugurdoi: 10.54875/jarss.2026.60476 Sayfalar 61 - 64 (83 kere görüntülendi) Hipofarenks karsinomları sıklıkla geç evrede ortaya çıkarak disfaji, malnütrisyon ve zor havayolu yönetimine neden olur. Bu hastalarda endoskopik gastrostomi tümöre bağlı anatomik değişiklikler nedeniyle başarısız olabildiğinden ve genel anestezi yüksek havayolu riski taşıdığından, cerrahi gastrostomi için alternatif anestezi yöntemleri gerekebilir. Bu olgu sunumunda, ilerlemiş hipofarenks karsinomu ve zor havayolu olan 70 yaşında bir erkek hastada, açık cerrahi gastrostomi için uygulanan bilateral subkostal transversus abdominis plan (TAP) bloğu ve multimodal analjezinin kullanımı sunulmaktadır. Laringeal ödem, fibrozis ve hipofarengeal daralma nedeniyle endoskopik prosedürün başarısız olduğu hastaya, ultrason rehberliğinde bilateral 15 mL %0,25 bupivakain ile subkostal TAP blok uygulandı. T6-T10 dermatomlarında anestezi sağlandı. İntravenöz düşük doz ketamin, midazolam ve fentanil ile sedasyon altında prosedür sorunsuz tamamlandı. Hastanın hemodinamisi stabil kaldı ve postoperatif ağrısı görsel analog skala ile 2-3/10 olarak değerlendirildi; kurtarıcı analjezik ihtiyacı olmadı. Hasta postoperatif ikinci günde taburcu edildi. Sonuç olarak, subkostal TAP bloğu ve multimodal analjezi, hipofarenks kanseri ve zor havayoluna sahip hastalarda cerrahi gastrostomi için güvenli ve etkili bir anestezi alternatifi sunarak perioperatif riskleri azaltabilir. |
| 14. | Ekokardiyografi Eşliğinde Diyaliz Kateteri Komplikasyonunun Yönetimi: Olgu Sunumu Echocardiography-Guided Management of a Dialysis Catheter Complication: A Case Report Eda Nur Yigiter, Hanife Yilmaz, Sercan Tak, Cagri Ozdemir, Mustafa Hakan Zor, Yusuf Unaldoi: 10.54875/jarss.2026.54036 Sayfalar 65 - 69 (69 kere görüntülendi) Sağ internal juguler ven santral venöz kateterizasyon için standart ve rutin bir yoldur. Ancak anatomik anomaliye sebep olan kitle gibi çeşitli durumlar alternatif yol gerekliliğini doğurabilir. Bu vakada; sağ internal juguler ven, tiroid kitlesine bağlı olarak basıya uğradığı için, kateter; sol internal juguler ven kullanılarak yerleştirilmiştir. Yerleşim sonrası kan aspire edilememesi üzerine kateterin yanlış yerleşimli olabileceğini düşündürmüştür. Akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografinin kateter ucunu göstermede başarısız olması sebebiyle ekokardiyografik değerlendirme yapılmıştır. Ajite salin testi uygulanan hasta transözofageal ekokardiyografi (TEE) ile değerlendirilmiş ve kateter ucunun ekstravasküler alanda, plevral boşlukta olduğu gösterilmiştir. Kateter; transtorasik ekokardiyografi eşliğinde komplikasyonsuz bir şekilde çekilmiştir. Bu olgu, kateter ilişkili komplikasyonların saptanması ve yönetiminde, özellikle TEE olmak üzere, ekokardiyografinin konvansiyonel görüntüleme yöntemlerine kıyasla üstün tanısal doğruluk ve işlem yönlendirme kapasitesini ortaya koymaktadır. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 15. | Sürdürülebilir, Yeşil ve Yalın Ameliyathane için Azot Protoksitten Vazgeçme Zamanı mı? Is It Time to Give Up Nitrous Oxide for a Sustainable, Green and Lean Operating Room? Aysun Yılmazlardoi: 10.54875/jarss.2026.84758 Sayfalar 70 - 73 (88 kere görüntülendi) Makale Özeti | |
| 16. | “Girişimsel Radyoloji İşlemleri için Sedasyon Uygulanan Hastalarda Postoperatif Bulantı ve Kusmayı Etkileyen Faktörler: Prospektif Gözlemsel Çalışma” Üzerine Yorumlar Comments on “Factors Affecting Postoperative Nausea and Vomiting in Sedated Patients for Interventional Radiology Procedures: A Prospective Observational Study” Ugur Serkan Citilciogudoi: 10.54875/jarss.2026.05924 Sayfalar 74 - 75 (70 kere görüntülendi) Makale Özeti | |