ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 34 (2)
Cilt: 34  Sayı: 2 - 2026
1. 
Kapak
Cover

Sayfa I (10 kere görüntülendi)

2. 
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - V (12 kere görüntülendi)

3. 
İçindekiler
Contents

Sayfalar VI - VII (8 kere görüntülendi)

DERLEME
4. 
Periferik Sinir Blokları Sonrası Gelişen Nörolojik Komplikasyonlarda Patofizyolojik ve Etiyolojik Faktörler
Pathophysiological and Aetiological Factors in Neurological Complications Following Peripheral Nerve Blocks
Gökçen Emmez, İrfan Güngör
doi: 10.54875/jarss.2026.79058  Sayfalar 77 - 84 (12 kere görüntülendi)
Periferik sinir blokları, nöraksiyel bloklardan sonra rejyonal anesteziye farklı bir perspektif kazandırmıştır. Nöraksiyel blokların kontrendike olduğu pek çok durumda anestezik ve/veya analjezik amaçlı uygulanabiliyor olmaları, kullanımlarının belirgin olarak artmasını sağlamıştır. Ultrasonografinin rutin anestezi pratiğinde yer alması ile beraber güvenli ve başarı oranı yüksek girişimlerle erişkin hastaların yanında pediatrik yaş grubunda da kullanımları yaygınlaşmıştır. Ultrasonografinin yanısıra sinir izleme teknik ve monitörleri eşliğinde uygulanmalarına rağmen hâlâ farklı sistemlerde karşımıza çıkan komplikasyonların tamamen ortadan kalkmadığı görülmektedir. Nörolojik sistemi etkileyen komplikasyonlar klinisyenler arasında en çok endişe yaratan grubu oluşturmaktadır. Söz konusu komplikasyonların gelişiminde anestezi, cerrahi ve hasta ilişkili çok sayıda faktör yer almaktadır. Bu nedenle, tüm bu faktörlerin beraber değerlendirilmesi erken tanı, uygun tedavi ve dolayısıyla prognozun iyileştirilmesi üzerindeki en önemli etkendir.
Bu derlemenin amacı, periferik sinir bloğu sonrasında gelişebilecek nörolojik komplikasyonları patofizyolojik ve etiyolojik faktörleri çerçevesinde kapsamlı olarak ele almak ve daha güvenli rejyonal anestezi uygulamaları ile komplikasyonları önlemeye yönelik stratejilere farklı bir bakış açısı sunmaktır.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
5. 
Üçüncü Basamak Bir Merkezde Çocuklarda Sevofluranın Yüksek Başlangıç Konsantrasyonu ile Kademeli İndüksiyon Tekniği Kullanımının Kantitatif Karşılaştırılması
Comparison of Quantitative Use of Sevoflurane with High Initial Concentration vs Incremental Induction Technique in Children at a Tertiary Care Centre
Madhuri Galidevara Phani, Venkatesh Selvaraj
doi: 10.54875/jarss.2026.15986  Sayfalar 85 - 92 (12 kere görüntülendi)
ÖZ
Amaç: Bu prospektif, randomize paralel gruplu çalışmada, genel anestezi uygulanan pediatrik hastalarda yüksek başlangıç konsantrasyonu ve kademeli indüksiyon teknikleriyle sevofluran tüketimini karşılaştırılmıştır. Birincil amaç, kirpik refleksi kaybına kadar kullanılan sevofluran hacmini (V-LOER) ölçmekti. İkincil amaçlar arasında kirpik refleksi kaybına kadar geçen süre (T-LOER), intravenöz (IV) kanülasyona kadar geçen süre, IV kanülasyona kadar kullanılan sevofluran hacmi, LOER’de son tidal sevofluran (Et Sevo-LOER) konsantrasyonu, IV kanülasyonda son tidal sevofluran (Et Sevo-IV) konsantrasyonu, hemodinamik değişiklikler ve indüksiyonla ilişkili komplikasyonlar yer almıştır.
Yöntem: İki ve 8 yaş arası 70 çocuk iki gruba randomize edildi. Grup A’ya başlangıçtan itibaren 6 L dk⁻¹ oksijende yüksek konsantrasyonda %8 sevofluran verilirken, Grup B’ye %1’den başlanıp %8’e ulaşılana kadar her 10 saniyede bir %1 artırılarak kademeli sevofluran indüksiyonu uygulandı. Sevofluran tüketimi, GE Aisys CS² anestezi istasyonunun ajan izleme sistemi kullanılarak ölçüldü. Kirpik refleksi kaybına kadar geçen süre ve IV kanülasyon süresi, EtSevo-LOER ve EtSevo-IV, hemodinamik parametreler ve komplikasyonlar istatistiksel olarak analiz edildi.
Bulgular: Grup A’nın LOER için Grup B’den (2,91 ± 1,40 mL) daha az sevofluran hacmine (1,88 ± 0,41 mL) ihtiyacı vardı. Grup A’nın T-LOER süresi (47,11 ± 10,13 saniye) Grup B’ye (87,69 ± 35,02 saniye) kıyasla daha kısaydı. Grup A’da IV kanülasyona kadar sevofluran tüketimi Grup B’ye kıyasla daha düşüktü, ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. EtSevo-LOER her iki grupta da benzerdi. İntravenöz kanülasyon sırasında Etsevo Grup B’de daha düşüktü.
Sonuç: Pediatrik hastalarda sevofluranın yüksek başlangıç konsantrasyonu ile yapılan indüksiyonu, kademeli indüksiyon tekniğine kıyasla düşük ajan tüketimi ve hızlı indüksiyon sağlamaktadır.

6. 
Robot Yardımlı Laparoskopik Radikal Prostatektomi Sırasında Obezitenin Mekanik Güç Üzerindeki Etkisi: Bir Retrospektif Analiz
The Impact of Obesity on Mechanical Power During Robot-Assisted Laparoscopic Radical Prostatectomy: A Retrospective Analysis
Gokcen Kulturoglu, Yusuf Ozguner, Savas Altinsoy, Gizem Avci, Zeynep Koc
doi: 10.54875/jarss.2026.83723  Sayfalar 93 - 101 (12 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışma, robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi (RALRP) geçiren obez ve obez olmayan hastalar arasında intraoperatif mekanik gücü (MP) karşılaştırmayı amaçlamıştır. Mekanik güç, ventilasyonun enerji yükünü yansıtır ve postoperatif pulmoner komplikasyonları (PPC) etkileyebilir. Bu çalışmada, obez hastaların anlamlı derecede daha yüksek MP değerlerine sahip olacağını varsayıyoruz.
Yöntem: Bu retrospektif çalışma, Ocak 2023 ile Haziran 2023 tarihleri arasında elektif RALRP geçiren erkek hastaları içermektedir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre sınıflandırılmıştır. Ameliyat sırasındaki veriler, üç spesifik zaman noktasında alınan ölçümleri içermektedir: anestezi indüksiyonundan 10 dakika sonra (T1), pnömoperitonyum oluşturulmasından 10 dakika sonra (T2) ve hastanın Trendelenburg pozisyonuna alınmasından 10 dakika sonra (T3). Bu çalışmanın birincil çıktısı, T3 zaman noktasındaki MP ölçümüdür.
Bulgular: Analize toplam 56 hastanın verileri dahil edildi. Birincil sonuç olan T3'teki MP, obez grupta 13,7 J min⁻¹ ve obez olmayan grupta 12 J min⁻¹ idi (p = 0,001). Diğer zaman noktalarında da MP, tepe inspiratuvar basınç ve sürücü basınçlar obez grupta anlamlı derecede daha yüksekti. Genel PPC insidansı %19,5 olup, obez grupta %38,1 ve obez olmayan grupta %8,6 idi.
Sonuç: Robot yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi sırasında, obez hastalarda MP ve hava yolu basınçları anlamlı derecede daha yüksekti. Bu grupta komplikasyonlar daha sık görülmesine rağmen, çoğunluğu hafif seyretti ve gruplar arasında yoğun bakım ünitesinde kalış süresi veya genel hastane yatış süresi açısından anlamlı bir fark yoktu.

7. 
Farklı Ketamin–Propofol Oranlarının Kısa Süreli Jinekolojik Girişimlerde Sedasyon Etkinliği ve Güvenilirliğine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma
The Effect of Different Ketamine–Propofol Ratios on Sedation Efficacy and Safety in Short Gynecological Procedures: A Randomized Controlled Trial
İlke Tamdoğan, Mehmet Değermenci, Fatma Alkan Bayburt, Elvan Tekir Yılmaz, Bilge Olgun Keleş
doi: 10.54875/jarss.2026.02438  Sayfalar 102 - 109 (10 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada, kısa süreli jinekolojik girişimlerde uygulanan üç farklı ketamin-propofol (ketofol) kombinasyonunun sedasyon etkinliği, advers etki profili, alt ekstremite hareket insidansı ile hasta ve cerrah memnuniyeti üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu prospektif, randomize ve çift kör çalışmada, 18–65 yaş aralığında, ASA I–II sınıfında yer alan ve elektif olarak ≤30 dakika sürecek jinekolojik işlem planlanan toplam 90 kadın hasta değerlendirilmiştir. Katılımcılar rastgele şekilde üç gruba ayrılarak sırasıyla 1: 1 (Grup 1), 1: 2 (Grup 2) ve 1: 3 (Grup 3) oranında ketamin–propofol kombinasyonu uygulanmıştır. Sedasyon derinliği Ramsay Sedasyon Skoru (RSS) ile değerlendirilmiş; primer sonlanım noktaları alt ekstremite hareket insidansı ve cerrah memnuniyeti olarak belirlenmiştir. Sekonder sonlanım noktaları arasında hasta memnuniyeti, RSS > 4’e ulaşma süresi, Modifiye Aldrete Skoru (MAS) ≥9 süresi, derlenme süresi ve advers olaylar yer almıştır.
Bulgular: Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri Grup 2 ve Grup 3’te, Grup 1’e kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Alt ekstremite hareket insidansı grup farkı açısından istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, en düşük oran Grup 3’te gözlenmiştir (%16,7). Ramsey Sedasyon Skalası > 4’e ulaşma süresi Grup 1’de anlamlı düzeyde daha uzun saptanmıştır. Toplam ilaç volümü Grup 3’te anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Derlenme süresi ve MAS ≥ 9’a ulaşma süresi açısından gruplar arasında fark saptanmamıştır. Grup 3’te desatürasyon oranı ve çene kaldırma manevrası gereksinimi diğer gruplara kıyasla anlamlı düzeyde yüksektir.
Sonuç: Kısa süreli jinekolojik işlemlerde 1: 2 oranındaki ketofol kombinasyonu, hasta ve cerrah memnuniyeti açısından optimal dengeyi sunarken, solunumsal advers olaylar açısından daha güvenli bir profil sergilemiştir.

8. 
Total Kalça Artroplastisinde Preoperatif Nötrofil-Lenfosit Oranının Postoperatif Ağrı ve Sonuçları Öngörmedeki Yararlılığı: Retrospektif Kohort Çalışma
The Usefulness of Preoperative Neutrophil-to-Lymphocyte Ratio in Predicting Postoperative Pain and Outcomes in Total Hip Arthroplasty: A Retrospective Cohort Study
Gönül Sari Pire, Tugsan Egemen Bilgin
doi: 10.54875/jarss.2026.93764  Sayfalar 110 - 117 (15 kere görüntülendi)
Amaç: Total kalça artroplastisi (TKA), yaygın olarak uygulanan majör cerrahi girişimlerden biridir ve anlamlı düzeyde postoperatif ağrı ile ilişkilidir. Epidural analjezi, postoperatif ağrı kontrolünde etkili bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Enflamasyonun, postoperatif ağrının gelişimi ve ilerlemesinde rol oynadığı bilinmektedir. Nötrofil-lenfosit oranı (NLR), çeşitli hastalıklarda inflamatuar belirteç olarak kullanılmış olsa da, akut inflamasyonla ilişkili postoperatif ağrı üzerindeki etkisine dair kapsamlı çalışmalar sınırlıdır. Nötrofil-lenfosit oranı üzerine yapılan çalışmalar son dönemde artış gösterse de, preoperatif NLR ile TKA sonrası ağrı ve klinik sonuçlar arasındaki ilişkiye dair veriler yetersizdir.
Yöntem: Genel anestezi altında epidural kateter yerleştirilerek TKA uygulanan 81 hastanın tıbbi ve anestezi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Her bir hastanın preoperatif NLR değeri, demografik özellikleri, komorbiditeleri, hastanede kalış süresi, intraoperatif kan transfüzyon miktarı, intraoperatif hipotansiyon varlığı, analjezik tüketimi, postoperatif komplikasyonları ve ağrı düzeyleri kaydedildi. Hastalar, NLR değerlerine göre, eşik değer olarak belirlenen NLR=4’e göre iki gruba ayrıldı.
Bulgular: Vizuel Analog Skala (VAS) skorları, NLR>4 olan grupta, NLR≤4 grubuna kıyasla 9., 12., 18. ve 24. saatlerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Aynı şekilde, 9., 12., 18. ve 24. saatlerde ek lokal anestezik uygulanma oranları da NLR>4 olan grupta anlamlı derecede yüksekti (p<0,05).
Sonuç: Total kalça artroplastisi planlanan hastalarda preoperatif NLR ölçümü, postoperatif ağrı düzeyini öngörmede objektif bir yöntem olarak değerlendirilebilir ve preoperatif analjezik planlamaya katkı sağlayabilir.

9. 
Radiküler Ağrının Eşlik Ettiği Lumbar Dejeneratif Disk Hastalığı Tedavisinde Floroskopi Rehberliğinde Yapılan Transforaminal Steroid Enjeksiyonu İle İntradiskal Platelet Açısından Zengin Plazma Enjeksiyonunun Etkileri Arasındaki Karşılaştırmalı Çalışma
Comparative Study Between Effect of Fluoroscopy Guided Transforaminal Steroid Injection Alone vs with Intradiscal Platelet Rich Plasma Injection in Lumbar Degenerative Disc Disease with Radicular Pain
Shuvam Dwibedi, Dr Reena, Pradeepika Gangwar, Amrita Rath, Anil Kumar Paswan, Sanjay Kumar Saroj
doi: 10.54875/jarss.2026.72325  Sayfalar 118 - 126 (10 kere görüntülendi)
ÖZ
Amaç: Transforaminal lomber epidural steroid enjeksiyonu (TFESI), lomber radikülopatileri tedavi etmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Disk içi trombositten zengin plazma (PRP), lomber dejeneratif disk hastalıkları (LDDH) olan hastalarda yeni bir tedavi yöntemidir. Radiküler ağrısı olan LDDD hastalarında tek başına TFESI uygulamasını, TFESI ile birlikte PRP uygulaması ile karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Çalışma prospektif, randomize ve tek merkezli olarak gerçekleştirildi. Enstitü etik komitesinden izin ve yazılı bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra, LDDH ve radiküler ağrısı olan 18 ila 65 yaş arası 40 hasta, her biri 20 kişiden oluşan 2 gruba rastgele dağıtıldı: Grup S ve Grup P. Her iki gruba da TFESI uygulaması için ilgili seviyeden 2 ml %0.5 bupivakain içinde 20 mg triamsinolon floroskopi eşliğinde verildi. Grup P’de ise ise ek olarak aynı seviyede 3 ml otolog PRP intradiskal olarak uygulandı. Birincil sonuç, 3 ayda sayısal derecelendirme ölçeği (NRS) puanındaki değişiklik ile ağrı rahatlamasının değerlendirilmesiydi. Değerlendirilen ikincil sonuçlar, işlem sonrası ve 1 ay sonraki NRS, modifiye Oswestry engellilik indeksi (MODI) ve işlemlerin komplikasyonlarıydı.
Bulgular: Üç ay sonra, P grubunda NRS’de ortalama 3,8 ± 0,69 azalma görülürken, S grubunda bu değer 2,75 ± 0,63 idi (p<0,0001). Tedavi sonrası NRS’deki azalma, P ve S gruplarında sırasıyla 4,55 ± 0,6 ve 3,35 ± 0,74, p<0,0001 ve bir ay sonra 4,1 ± 0,64 ve 3,1 ± 0,78, p=0,0001 idi. MODI’deki azalma da S grubuna kıyasla P grubunda önemli ölçüde daha düşüktü (1. ayda 32,5 ± 3,66’ya karşı 20,9 ± 4,96 ve 3. ayda 31,4 ± 4,05’e karşı 19,7 ± 5,36, p<0,0001). Her iki grupta da ciddi bir komplikasyon bildirilmedi.
Sonuç: Yalnızca TFESI’ye kıyasla, TFESI’ye disk içi PRP eklenmesi, LDDD’li hastalarda daha iyi ağrı rahatlaması ve sakatlıkta iyileşmeye yol açmaktadır.

10. 
İnfantlarda Roküronyum İndüksiyonuyla Yapılan Nöromuskuler Blokajın Geri Çevrilmesinde Sugammadeks ile Neostigminin Karşılaştırılması
Comparison of Sugammadex and Neostigmine in Reversal of Rocuronium Induced Neuromuscular Blockade in Infants
Hakan Abanoz, Sibel Baris, Sertac Hancioglu, Kemal Serhan Sandikci, Ali Altinbas
doi: 10.54875/jarss.2026.32659  Sayfalar 127 - 132 (10 kere görüntülendi)
Amaç: Elektif cerrahi geçiren çocuklarda hızlı postoperatif derlenme büyük öneme sahiptir ancak bu olgularda rekürarizasyon sürecinde yaşanan problemler oldukça önemlidir. Çalışmamızda, infantlarda sugammadeks ile neostigminin nöromüsküler bloğun geri döndürülmesi ve derlenme üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Çalışmaya elektif operasyona girecek olan 1 ay-12 ay yaşları arasında, Amerikan Anestezi Derneği (ASA) I-II sınıfında toplam 50 hasta dahil edildi. Genel anestezi alan hastalar, indüksiyonda roküronyum iv verilerek dörtlü uyarı cevabı (TOF) ile monitörize takip edildi. Cerrahi bitiminde sugammadeks grubundaki (Grup S) hastalara 2 mg kg⁻¹ sugammadeks, neostigmin grubundaki (Grup N) hastalara ise 0,05 mg kg⁻¹ neostigmin+ 0,02 mg kg⁻¹ atropin uygulandı. Hastaların intraoperatif ve postoperatif hemodinamik değişiklikleri, ekstübasyon süreleri, TOF %90’a erişim zamanı, derlenme süreleri ve gelişen komplikasyonlar kaydedildi.
Bulgular: Antidot verilme sonrası TOF %90 olma zamanı, spontan solunumun başlaması ve ekstübasyon süreleri Grup S’de anlamlı derece düşük saptandı. Postoperatif dönemde gelişen komplikasyonlarda ise gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: İnfantlarda yapmış olduğumuz bu çalışmada Grup S'deki hastalarda literatürle de uyumlu olacak şekilde antidot olarak sugammadeks kullanımı neostigmine göre hem hızlı antagonizma sağlamış hem de yan etki olarak benzer bulgular saptanmıştır.

11. 
Ultrason Eşliğinde Santral Venöz Kateterizasyonun Palpasyon Tekniğiyle Karşılaştırılması: Prospektif Gözlemsel Çalışma
Comparison of Central Venous Catheterization Under Ultrasound Guidance with the Palpation Technique: A Prospective Observational Study
Hüseyin Çetik, Fikret Salık, Meral Erdal Erbatur, Ramazan Şahin, Ayhan Kaydu
doi: 10.54875/jarss.2026.60252  Sayfalar 133 - 139 (11 kere görüntülendi)
Amaç: Santral venöz kateterizasyon (SVK), anestezi ve yoğun bakım uygulamalarında yaygın olarak gerçekleştirilen bir prosedürdür. Bu çalışma, ultrason (US) rehberliğinde veya palpasyon yöntemi ile gerçekleştirilen SVK işlemlerini ponksiyon süresi, ilk denemede başarı, başarı oranı ve deneme sayısı açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Prospektif, gözlemsel, kontrollü olan bu çalışmaya 52 hasta dâhil edilerek iki gruba ayrılmıştır: US grubu (US rehberliğinde SVK yapılan grup) ve P grubu (palpasyon yöntemiyle SVK yapılan grup). Hastaların klinik özellikleri ve demografik verileri kaydedilmiştir. Her iki grup ponksiyon süresi, ilk denemede başarı, başarı oranı ve deneme sayısı açısından karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Hastaların demografik verileri ve klinik özellikleri gruplar arasında benzerlik göstermiştir. İnternal juguler ven çapı açısından gruplar arasında herhangi bir fark saptanmamıştır. İlk denemede başarılı kanülasyon sayısı US grubunda 23 (%88,5) iken, P grubunda 17 (%65,4) olarak kaydedilmiş ve bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,013). Ultrason grubunda ponksiyon süresi, P grubuna kıyasla daha kısa (p = 0,015) ve başarılı kanülasyon sayısı daha yüksek tespit edilmiştir. Grup US’de ve Grup P’de sırasıyla 0 ve 2 başarısız kanülasyon gerçekleşmiştir. Her iki grup arasında deneme sayısı açısından istatistiksel bir fark olmamasına rağmen, US rehberliğinin daha az denemede başarı sağladığı gözlemlenmiştir.
Sonuç: Bu çalışma, US rehberliğinde gerçekleştirilen SVK’nın, palpasyon yöntemine kıyasla daha kısa işlem süresi, daha yüksek ilk denemede başarı oranı ve daha düşük deneme sayısı sağladığını ortaya koymaktadır. Ultrason kullanımının, invaziv girişim sayısını azaltarak işlem süresini kısaltacağı ve hasta memnuniyetini artıracağı düşünülmektedir.

12. 
Lomber Disk Hernisi Cerrahisinde Vücut Kitle İndeksinin Postoperatif Akut Ağrı Üzerine Etkisi
The Effect of Body Mass Index on Postoperative Acute Pain in Lumbar Disc Herniation Surgery
Deniz Colak, Musa Zengin, Mustafa Kotanoglu, Ahmet Atasoy, Atakan Sezgi, Julide Ergil
doi: 10.54875/jarss.2026.08537  Sayfalar 140 - 147 (11 kere görüntülendi)
Amaç: Artmış vücut kitle indeksi (VKİ), sinir bloğu uygulamalarını zorlaştırmakta ve postoperatif ağrı düzeylerini artırmaktadır. Bu çalışmada, lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi uygulanan hastalarda VKİ ile postoperatif ağrı sonuçları arasındaki ilişki değerlendirildi.
Yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, LDH cerrahisi geçiren ASA I-III sınıfındaki 75 hasta dâhil edildi. Hastalar VKİ’ye göre üç gruba ayrıldı: Grup I (18-24,9 kg m⁻²), Grup II (25-29,9 kg m⁻²) ve Grup III (30-40 kg m⁻²). Ultrason eşliğinde lomber transvers çıkıntı düzeyinde bilateral erektör spina plan bloğu uygulandı (her iki tarafa 15 mL %0,25 bupivakain). Karşılaştırılan parametreler; yaş, VKİ, cinsiyet, perioperatif komplikasyonlar, anestezi ve cerrahi süreleri, postoperatif ağrı skorları (Görsel Analog Skala; VAS) ve ek analjezik tüketimiydi.
Bulgular: Toplam 75 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Grup-III’te remifentanil tüketimi, blok süresi, başarısız girişim sayısı ve ek analjezi gereksinimi, Grup-I’e kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p < 0,05). Değerlendirilen tüm postoperatif zaman noktalarında üç grup arasında VAS ağrı skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (tüm p < 0,001). Grup-II ve Grup-III’te, postoperatif 1., 2., 6., 12. ve 24. saatlerde ölçülen istirahat VAS (VAS-R) ve öksürük sırasında VAS (VAS-C) skorları, Grup-I’e göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde, 1., 6., 12. ve 24. saatlerdeki VAS-R ve VAS-C skorları Grup-III’te, Grup-II’ye kıyasla anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. Ek analjezi gereksinimi 35 hastada (%46,7) ortaya çıkmış olup, bu gereksinim obez hastalarda (Grup-III) anlamlı derecede daha sık gözlenmiştir (%72).
Sonuç: Yüksek VKİ, artmış ağrı skorları, daha fazla analjezik gereksinimi, artmış remifentanil tüketimi, daha fazla başarısız girişim ve uzamış blok süresi ile ilişkili bulundu. Bu nedenle obez hastalar postoperatif ağrı yönetimi açısından daha dikkatli değerlendirilmelidir.

13. 
İntratekal Hiperbarik %0,5 Levobupivakain Uygulaması Öncesi Premedikasyon Olarak Uygulanan Klonidin ve Deksmedetomidinin Karşılaştırılması: Randomize Kontrollü Çalışma
Clonidine versus Dexmedetomidine as Premedication to Intrathecal 0.5% Hyperbaric Levobupivacaine: A Randomized Controlled Trial
Renganathan Sockalingam, Sherine Bright, Radhakrishnan Meenakshi Sundaram
doi: 10.54875/jarss.2026.47855  Sayfalar 148 - 155 (8 kere görüntülendi)
Amaç: Spinal anestezi, hızlı ve etkili başlangıcı nedeniyle alt ekstremite ameliyatlarında yaygın olarak kullanılmaktadır; ancak ameliyat sonrası etki süresi sınırlıdır. Klonidin ve deksmedetomidin, spinal anestezinin etkisini artırmak ve etki süresini uzatmak için adjuvan ajan olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, alt ekstremite ortopedik ameliyatlarında %0,5 hiperbarik levobupivakain kullanılarak yapılan spinal anestezi öncesi premedikasyon olarak intravenöz klonidin ve deksmedetomidinin etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır.
Yöntem: Planlı alt ekstremite ortopedik cerrahisi geçiren 100 yetişkin hasta üzerinde prospektif, randomize, kontrollü bir çalışma yürütülmüştür. Hastalar, spinal anestezi öncesinde intravenöz klonidin veya deksmedetomidin verilen iki gruba rastgele ayrılmıştır. Değerlendirilen parametreler arasında bloğun başlangıcı ve süresi, sedasyon seviyeleri, ağrı skorları ve yan etkiler yer almaktadır.
Bulgular: Deksmedetomidin, klonidine kıyasla daha hızlı duyusal (3,45 ± 0,84 dk) ve motor blok (4,97 ± 0,69 dk) başlangıcı ile karakterizeydi. Ayrıca, 24 saat boyunca sürekli olarak daha düşük ağrı skorları ile daha uzun süreli analjezi sağladı; en düşük değer 4. saatte 2,47 ± 0,90 idi (p < 0,05). Sedasyon deksmedetomidin ile daha derindi, Ramsay Sedasyon Skorları daha yüksekti ve 60. dakikada en yüksek seviyeye ulaştı (p < 0,0001). Kalp hızı ve kan basıncı her iki grupta da stabil kaldı, ancak kalp hızı deksmedetomidin grubunda sürekli olarak daha düşüktü (p < 0,05) ve ortalama arteriyel basınç dural ponksiyondan sonra önemli ölçüde azaldı (p < 0,05). Her iki gruptaki hastaların %36’sında hipotansiyon meydana gelirken, deksmedetomidin grubunda %26 ve klonidin grubunda %18 oranında bradikardi meydana geldi (p = 0,47).
Sonuç: Deksmedetomidin daha iyi blok özellikleri, daha uzun süreli analjezik etki ve stabil vital bulgularla birlikte daha derin sedasyon sağlayarak tercih edilen bir premedikasyon yöntemi haline geldi.

14. 
Türkiye’de Yoğun Bakım Uzmanları ve Asistanlarında Tükenmişlik Düzeyleri: Kesitsel Bir Çalışma
Burnout Levels Among Intensive Care Specialists and Residents in Türkiye: A Cross-Sectional Study
Dicle Birtane, Fatma Ozdemir, Zafer Cukurova, Gulsum Oya Hergunsel
doi: 10.54875/jarss.2026.03780  Sayfalar 156 - 167 (9 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışma Türkiye’de yoğun bakım yan dal eğitimi alan hekimler arasındaki tükenmişlik sendromu oranını, etkileyen faktörleri ve çözüm seçeneklerinin tespiti için tasarlandı.
Yöntem: Alınan etik onay ardından anket yoğun bakım eğitimi alan hekimlere online olarak ulaşıma açıldı ve cevaplamaları sağlandı. Anket demografik bilgiler, yaşam tarzı, çalışma koşulları ve memnuniyet durumlarını içeren bölümlerden oluşmuştur. Anket cevapları üzerinden Maslach tükenmişlik ölçeği ile tükenmişlik düzeyleri ve ilişkili faktörler analiz edildi.
Bulgular: Çalışmaya yoğun bakım yan dal eğitimi alan 69 hekim (22’si asistan) katıldı. Anadal uzmanlıkları %68,1 anesteziyoloji ve reanimasyon, %11,6 iç hastalıkları, %8,7 göğüs hastalıkları ve %11,6 acil tıp alanı olarak dağılım gösterdi. Anadal uzmanlığı sırasında tükenmişlik yaşadığını belirtenlerin oranı %47,8’dir. %73,9’u yan dal eğitimini isteyerek tercih ettiğini belirtse de yan dal eğitimi ile katılımcıların yarısından fazlasında yüksek duygusal tükenme %58 ve yüksek duyarsızlaşma %59,4 saptanırken, kişisel başarı algısının düşük olduğu bireylerin oranı %58 olarak bulunmuştur. Katılımcıların % 42’si yüksek tükenmişlik düzeyinde sınıflandırılırken, Maslach Tükenmişlik Ölçeği alt boyutları dikkate alındığında örneklemin yaklaşık %58-59’unun en az bir alt boyutta yüksek risk taşıdığı ve tükenmişlik açısından risk altında olduğu görülmüştür. Anadal ayrımı olmaksızın yan dal eğitimi alan hekimler arasında haftalık 80 saat üzerinde çalışanların duygusal tükenme oranı anlamlı oranda yüksek sonuçlandı (p=0,023).
Sonuç: Tükenmişlik sendromu yoğun bakım eğitimi alan hekimler arasında yaygındır ve önemli bir sorundur. Tükenmişlik sendromunu azaltmak ve önlemek için çalışma saatlerinin düzenlenmesi gerekmektedir. Yoğun bakım alanında özelleşen hekimlerin tükenmişliklerinin önlenmesi yoğun bakımlarda hasta bakım standartlarının iyileştirilmesi için gereklidir.

OLGU SUNUMU
15. 
Başarısız Spinal Anestezinin Nedeni Vertebral Kitle Olabilir mi? Olgu Sunumu
Could a Vertebral Mass be the Cause of Unsuccessful Spinal Anesthesia? Case Report
Çiğdem Demirci, Fatih Balcı, Zeynep Şeyma Erdoğan, Halil Çaylak, Mehmet Fatih Yörük, İsa Çatalkaya, Ömer Yüksel
doi: 10.54875/jarss.2026.18863  Sayfalar 168 - 171 (9 kere görüntülendi)
Spinal anestezi genellikle güvenli ve etkilidir, ancak başarısızlığı bazen altta yatan bir spinal patolojiye işaret edebilir. Uygun teknik ve ilaç uygulamasına rağmen tekrarlayan başarısız spinal anestezi girişimleri geçiren 79 yaşında bir kadın hastaya ait bir vakayı aktardık. Ameliyat sonrası torasik-lomber manyetik rezonans görüntüleme, omurilik basısına neden olan torasik vertebral kitleyi ortaya çıkardı. Bu vaka, asemptomatik vertebral lezyonların spinal anestezi başarısızlığının olası bir nedeni olarak değerlendirilmesinin ve görüntülemenin önemini vurgulamaktadır.

EDITÖRE MEKTUP
16. 
“Girişimsel Radyoloji İşlemleri için Sedasyon Uygulanan Hastalarda Postoperatif Bulantı ve Kusmayı Etkileyen Faktörler: Prospektif Gözlemsel Çalışma” Başlıklı Makalemize İlişkin Editöre Mektuba Yanıt
Response to the Letter to the Editor Concerning Our Article: “Factors Affecting Postoperative Nausea and Vomiting in Patients Undergoing Sedation for Interventional Radiology Procedures: A Prospective Observational Study”
Murat Tumer, Ceren Bayrak, Fatma Gonca Eldem, Emre Unal, Bora Peynircioglu, Ayse Heves Karagoz
doi: 10.54875/jarss.2026.03930  Sayfalar 172 - 173 (10 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF