ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
Volume : 29 Issue : 4 Year : 2021
Index
Membership
Applications

Quick Search




Journal of Anesthesia - JARSS: 29 (4)
Volume: 29  Issue: 4 - 2021
1.Cover

Page I

2.Advisory Board

Pages II - IV

3.Contents

Pages V - VI

REVIEW
4.High Flow Nasal Oxygenation and Indications
Ceyda Özhan Çaparlar, Bahar Sakızcı Uyar
doi: 10.5222/jarss.2021.75547  Pages 211 - 218
Yüksek akım nazal oksijenasyon, solunum yetmezliği tedavisinde standart oksijen tedavisi veya noninvaziv ventilasyona alternatif olarak gittikçe artan oranda kullanılmaktadır. Ülkemizde de COVID-19 pandemisi ile kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu derlemede amaç yüksek akım nazal kanülün avantajları, dezavantajları ve kullanım alanlarını literatür eşliğinde gözden geçirmektir.
High flow nasal oxygenation is increasingly being used as an alternative to standard oxygen therapy or noninvasive ventilation in the treatment of respiratory failure. In our country, its use has become widespread with the COVID-19 pandemic. The aim of this review is to discuss the advantages, disadvantages and indications of high flow nasal cannula in the light of the literature.

ORIGINAL RESEARCH
5.A Prospective Randomized Study to Evaluate and Compare ILMA and Air-Q Intubating Laryngeal Airway
Reema Wadhawa, Anisha Singh, Anju Bhalotra, Vanya Chugh
doi: 10.5222/jarss.2021.59454  Pages 219 - 225
Objective: Our aim was to evaluate the Air-Q intubating laryngeal airway (ILA) as a primary airway device and conduit for tracheal intubation and to compare it with the intubating laryngeal mask airway (ILMA) which is currently the ‘gold standard’ supraglottic airway used as a conduit for tracheal intubation.
Methods: Eighty patients of either sex, aged 18-60 years scheduled for elective surgery were allocated into two groups. In Group I (n=40), the intubating laryngeal mask airway was used to secure the airway and in Group A (n=40), the Air-Q intubating laryngeal airway was used. Both devices were then compared and assessed as ventilation device and intubation conduit.
Results: ILMA had a higher first attempt intubation success rate (95%) as compared to ILA (72.5%) but both devices were comparable with respect to ease of placement and total time required for intubation.
Conclusion: Both ILMA and ILA were comparable as primary airway devices. The first attempt blind intubation success rate was significantly higher in Group I.

6.The Effect of Smartpilot® View, A New Decision Support System on Recovery and Anesthetic Consumption in Spinal Surgery: A Retrospective Study
Gözde İnan, Gökçen Emmez, Hasan Kutluk Pampal, Zerrin Ozkose Satirlar
doi: 10.5222/jarss.2021.66588  Pages 226 - 232 (1 accesses)
Amaç: Spinal cerrahilerde anesteziden derlenmenin hızlı ve kaliteli olması erken nörolojik muayene için önemlidir. Bu retrospektif çalışmada, spinal cerrahi geçirmiş hastalarda SmartPilot® View (SPV) kılavuzluğunda genel anestezi uygulaması ile BIS ile standart anestezi uygulamasının derlenme sürelerine ve anestetik tüketimine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Etik kurul onamının alınmasını takiben, anestezi kayıtları taranarak Kasım 2017-Şubat 2018 arasında elektif spinal cerrahi geçiren hastaların verileri retrospektif olarak incelendi. Hastalar, SPV ile anestezi uygulanan (SPV) ve BIS ile standart anestezi uygulanan (Kontrol) olmak üzere iki gruba ayrılarak incelendi. Hastaların demografik özellikleri, anestezi ve cerrahi süreleri, ekstübasyon ve göz açma zamanları, tüketilen anestetik ilaç miktarları iki grup arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: Toplam 120 hastanın verileri analiz edildi (SPV n=63, kontrol n=57). Göz açma ve ekstübasyon süreleri SPV ve kontrol gruplarında sırasıyla 134.27±28.83 sn ve 296.89±35.28 sn, 188.67±42.01 sn ve 339.23±51.37 sn olup, SPV grubunda her iki süre de anlamlı olarak daha kısaydı (p<0.001). Anestezi idamesi sırasında end-tidal sevofluran konsantrasyonları SPV grubunda anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Toplam remifentanil tüketimi de SPV grubunda anlamlı olarak azdı (p<0.001).
Sonuç: Bir karar destek sistemi olarak SPV, spinal cerrahi sırasında anestetik madde titrasyonunu hassas bir şekilde sağlayarak intraoperatif karar vermeyi iyileştirdi, daha hızlı derlenme sağladı ve anestetik tüketimini azalttı.
Objective: Rapid and high-quality recovery from anesthesia following spinal surgeries is important for early neurological assessment. In this retrospective study, we aimed to compare effects of SPV-guided general anesthesia and BIS-guided standard anesthesia on recovery times and anesthetic consumption in patients who had undergone spinal surgery.
Methods: Following ethics committee approval, records of the patients who underwent elective spinal surgery between November 2017-February 2018 were reviewed retrospectively. As a result of data scanning, patients were divided into two groups: SPV-guided (SPV) and BIS-guided standard anesthesia (Control). The demographics of the patients, anesthesia and surgery times, eye opening and extubation times, and amount of anesthetic drug consumed were compared between the two groups.
Results: Totally 120 subjects were analyzed (SPV n=63, control n=57). Time taken for eye opening and extubation were 134.27±28.83 sec and 296.89±35.28 sec, 188.67±42.01 sec and 339.23±51.37 sec in SPV and control groups, respectively and both durations were significantly shorter in SPV group (p<0.001). End-tidal sevoflurane concentrations during maintenance of anesthesia were significantly lower in SPV group (p<0.05). Total remifentanil consumption was also significantly reduced in SPV group (p<0.001).
Conclusion: By enabling for precise anesthetic titration during spinal surgery, SPV as a decision support device potentialy improved intraoperative decision-making, enabled faster recovery and reduced anesthetic consumption.

7.Comparison of Endotracheal Intubation Successes with Macintosh, Glidescope and Airtraq Laryngoscopes
Tuna Ertürk, Hasan Ömür Özkan, Gökhan Inangil, Fuat Gürbüz, Sezai Özkan
doi: 10.5222/jarss.2021.05025  Pages 233 - 242
Amaç: Başarılı hava yolu yönetimi, anestezi uygulamalarında hasta güvenliğinde gerekli birincil ve en önemli adımdır. Son yıllarda ventilasyon ve entübasyon için kullanılan malzemelerin çeşitliliğinin artmasından dolayı zor hava yolu yönetiminde daha avantajlı duruma gelinmiştir. Glidescope ve Airtraq laringoskoplar da bu amaçla geliştirilmiş alternatif laringoskopi cihazlarıdır. Bu prospektif, randomize, klinik çalışmamızda Macintosh, Glidescope ve Airtraq laringoskoplar ile gerçekleştirilen endotrakeal entübasyon başarısını; Cormack-Lehane laringoskopik sınıflaması, entübasyon süresi, deneme sayısı, entübasyon için ihtiyaç duyulan kolaylaştırıcı manevra kullanımı yönünden birbirlerine olan üstünlüklerini karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Çalışmaya elektif cerrahi uygulanacak, 18 yaşından büyük, ASA I-II fizyolojik risk grubundaki 180 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Grup-A’ da Macintosh laringoskopla, Grup-B’de Glidescope laringoskopla ve Grup-C’de Airtraq laringoskopla entübe edilen hastaların Cormack-Lehane laringoskopik sınıflaması, entübasyon süresi, entübasyon deneme sayısı, entübasyon için ihtiyaç duyulan kolaylaştırıcı manevralar ve entübasyona ait komplikasyonlar kaydedildi ve karşılaştırıldı.
Bulgular: Demografik veriler gruplar arasında benzer bulundu. Glidescop ve Airtraq laringoskop gruplarının Cormack Lehane laringoskopik skoru, entübasyon süreleri, deneme sayıları ve kolaylaştırıcı manevra kullanımı parametreleri benzer olup Macintosh grubundan üstündü. Grupların entübasyon başarı oranları ve entübasyona bağlı komplikasyonlar açısından, Glidescope ve Airtraq laringoskopi grupları ile Macintosh laringoskopi grubu ile sıklığı benzerdi.
Sonuç: Çalışmamızın sonucunda Glidescope ve Airtraq laringoskoplarının Macintosh laringoskopa kıyasla daha iyi glotis görüntüsü sağladığı ve entübasyonu kolaylaştırdığı kanısına vardık. Bununla birlikte gruplar arasında entübasyon başarı oranlarında ve komplikasyon sıklıklarında ise farklılık tespit etmedik.
Objective: Successful airway management is the primary and most crucial step required for patient safety in anesthetic application. Due to the increase in the variety of materials used for ventilation and intubation in recent years, successful airway management has become more advantageous in difficult airway management. The development of Glidescope and Airtraq laryngoscopes are used as alternative laryngoscopy devices. The aim of the present prospective randomized study is to compare superiority of the success of endotracheal intubation performed with Macintosh, Glidescope and Airtraq laryngoscopes in terms of Cormack-Lehane laryngoscopic classification, intubation duration, number of attempts, and use of facilitating maneuvers required for intubation.
Methods: Totally 180 patients over 18 years of age, in ASA I-II physiological risk group, who would undergo elective surgery were included in the study. The patients were randomly divided into three groups. Cormack-Lehane laryngoscopic classification, intubation duration, number of intubation attempts, facilitating maneuvers required for intubation, and complications related to intubation were recorded and compared in patients who were intubated with Macintosh laryngoscope in Group-A, Glidescope laryngoscope in Group-B, and Airtraq laryngoscope in Group-C.
Results: It was found that demographic data were similar between groups. Cormack-Lehane laryngoscopic score, intubation duration, number of attempts and use of facilitating maneuver parameters of the Glidescope and Airtraq laryngoscope groups were similar and superior to the Macintosh group. In terms of intubation success rates and complications related to intubation, the frequency of the Macintosh laryngoscope group was similar to the Glidescope and Airtraq laryngoscope groups.
Conclusion: According to the result of the study, it was concluded that Glidescope and Airtraq laryngoscopes provide a better view of glotis and ease intubation compared to Macintosh laryngoscope. However, we did not find any difference in intubation success and complication rates between the groups.

8.Comparison of Desflurane and Sevoflurane on Myocardial Protection and Inflammation in Coronary Artery Bypass Surgery
Alper Tunga Dogan, Ömer Kurtipek
doi: 10.5222/jarss.2021.29981  Pages 243 - 253
Amaç: Çalışmamızda koroner arter bypass greftleme cerrahisi geçirecek hastalarda intraoperatif miyokard iskemisi açısından desfluran ve sevofluran anestezi uygulamalarının ST-segmenti, kardiyak enzim ve TNF-α düzeyleri üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Elektif koroner arter bypass greftleme cerrahisi planlanan toplam 31 olgu iki gruba randomize edildi ve Grup D’ye desfluran, Grup S’de yer alan hastalara sevofluran anestezik ajan olarak kullanıldı. İntraoperatif dönemde hemodinamik parametreler, ST-segment değişiklikleri, kalp debisi ve kullanılan volatil ajanların minimum alveolar konsantrasyon değerleri takip edildi. Anestezi indüksiyonu öncesi, intraoperatif ve postoperatif belirli dönemlerde alınan kan örneklerinden kardiyak enzim ve tümör nekrotizan faktör-α (TNF-α) ölçümleri yapıldı.
Bulgular: Her iki grup arasında kaydedilen hemodinamik parametreler, ST-segment değişikliği ve kalp debisi değerleri arasında farklılık gözlenmedi. Kreatin kinaz-MB ve troponin-T değerlerinde gruplar arasında farklılık bulunmadı. Grup D’de postoperatif 2. saatte ölçülen TNF-α düzeyleri Grup S’ye göre anlamlı olarak daha düşük tespit edildi. Grup S’de cilt kapatıldıktan sonraki ve postoperatif 24. saatte ölçülen TNF-α değerleri Grup D’ye göre daha düşüktü.
Sonuç: Desfluran ve sevofluran koroner arter bypass greftleme cerrahisi anestezisinde ST-segment değişikliği, kreatin kinaz-MB ve troponin-T ile belirlenebilen miyokard korunmasını benzer oranda sağlar. Erken postoperatif dönemde desfluran, geç postoperatif dönemde sevofluran TNF-α düzeyleri ile gösterilen inflamasyon yanıtını daha fazla baskılamaktadır. Desfluranın koroner arter bypass greftleme cerrahisinde stabil hemodinami ve miyokard korunması sağlaması ve anti-inflamatuar etkileri nedeniyle güvenilir bir volatil anestezik ajan olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.
Objective: The aim of this study is, in terms of intraoperative myocardial ischemia, to compare the effects of desflurane with sevoflurane to ST-segment changes, cardiac enzyme and tumour necrosis factor-α (TNF-α) values in patients undergoing coronary artery bypass grefting surgery (CABGS).
Methods: Thirty-one patients undergoing elective CABGS were randomly allocated into two groups; in Group-D desflurane and in Group-S sevoflurane was administered. Hemodynamic parameters, ST-segment changes, cardiac output and minimum alveolar concentrations (MAC) were recorded. Blood samples were drawn for cardiac enzyme and TNF-α assay before induction of anesthesia and at intra- and postoperative time periods.
Results: Hemodynamic parameters, ST-segment changes, and cardiac output were similar between the two groups. Creatine kinase-MB and troponin-T values were similar between the groups. In Group-D TNF-α levels at the post-operative 2nd hour was found significantly lower than Group-S. The skin closure and postoperative 24th hour TNF-α values were lower than Group-D.
Conclusion: During the anesthesia for CABGS desflurane and sevoflurane protect the myocardium identically that can be detected by ST-segment changes, creatine kinase-MB and troponin-T levels. In the early postoperative period desflurane and in the late postoperative period sevoflurane further suppresses the inflammation response indicated by TNF-α levels. We think that desflurane can be used as a safe volatile anesthetic agent in coronary artery bypass grafting surgery because of its stable hemodynamic and myocardial protection and anti-inflammatory effects.

9.Comparison of Rebound Pain and Postoperative Tramadol Requirement in Patients Who Had Femoral Nerve Block or Adductor Canal Block for Pain After Total Knee Arthroplasty
Yusuf Özgüner, Alp Alptekin
doi: 10.5222/jarss.2021.60590  Pages 254 - 262
Amaç: Genel anestezi altında total diz protezi cerrahisi sonrası femoral sinir veya adduktor kanal bloğu uygulanan hastalarda rebound ağrı ve postoperatif tramadol gereksiniminin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Total diz protezi cerrahisi geçiren ve postoperatif analjezi amacıyla anestezi indüksiyonu sonrası bu blokların yapıldığı 18-80 yaş, ASA I-III 50 hasta postoperatif dönemde incelendi. Hastalar FSB (femoral sinir bloğu) ve AKB (adduktor kanal bloğu) yapılanlar olarak 2 gruba ayrıldı (Grup F ve Grup AK). Tüm hastalara kurtarıcı analjezik olarak intravenöz tramadol ile Hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Ek analjezik ihtiyacı için 75 mg diklofenak sodyum intramusküler uygulandı. Postoperatif ağrı skorları, tramadol tüketimi, ek analjezik ihtiyacı, rebound ağrı insidansı ve gelişen diğer komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif dönemde ağrı ve motor güç takibi için Vizuel Analog Skala (VAS) ve Bromage skalaları kullanıldı. Veriler SPSS 20.0 istatistik programı ile analiz edildi.
Bulgular: Rebound ağrı görülen 7 hastanın üçü femoral blok grubundayken diğer 4 hasta adduktor kanal bloğu grubundaydı. Rebound ağrı süreleri sırasıyla grup F ve grup AK olmak üzere 50, 60, 120 ve 60, 60, 90, 110 dk olarak izlendi. Rebound ağrı görülme sıklığı ve süreleri benzerdi. 0., 2., 4. ve 8. saatlerdeki postoperatif ağrı skorları femoral blok grubunda adduktor kanal bloğu uygulananlara göre anlamlı derecede düşük bulundu. Femoral blok grubunda 0., 2., 4. saatlerdeki Bromage skorları adduktor kanal bloğu grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü.
HKA ile tramadol tüketimi femoral blok grubunda adduktor blok grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü. Toplam tramadol tüketimi ve ek analjezik ihtiyacı ile postoperatif komplikasyonlar karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Her iki gruptaki hasta memnuniyet puanları benzerdi.
Sonuç: Her iki gruptaki rebound ağrı görülme sıklığı ve süresi benzerdi. Femoral blok ile 0., 2., 4. ve 8. saatlerde adduktor kanal bloğuna göre daha etkin analjezi sağlandığını gördük. HKA kullanma isteği femoral blok grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Postoperatif komplikasyon ve ek analjezik ihtiyaçları arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.
Objective: It was aimed to compare the rebound pain and postoperative tramadol requirement in patients who underwent femoral nerve or adductor canal block after total knee replacement surgery under general anesthesia.
Methods: Fifty ASA I-III patients, 18-80 years of age, who underwent total knee replacement surgery and underwent these blocks after induction of anesthesia for postoperative analgesia, were examined in the postoperative period. The patients were divided into 2 groups as FNB (femoral nerve block) and ACB (adductor canal block) (Group F and Group AC). Patient controlled analgesia (PCA) was applied to all patients with intravenous tramadol as a rescue analgesic. 75 mg diclofenac sodium was administered intramuscularly for additional analgesic requirement. Postoperative pain scores, tramadol consumption, additional analgesic requirement, incidence of rebound pain and other complications were recorded. Visual Analogue Scale (VAS) and Bromage scales were used to monitor pain and motor weakness in the postoperative period. The data were analyzed with the SPSS 20.0 statistical program.
Results: Three of the 7 patients with rebound pain were in the femoral block group, while the other 4 patients were in the adductor canal block group. Rebound pain durations were followed as 50, 60, 120 and 60, 60, 90, 110 minutes, in group F and group AK, respectively. The frequency and duration of rebound pain were similar.
It was found that postoperative pain scores at 0. 2. 4. and 8. hours were statistically significantly lower in patients who underwent femoral block than those who received adductor canal block. Bromage scores at 0, 2 and 4 hours in the femoral block group were statistically lower than the adductor canal block group. Tramadol consumption with PCA was significantly lower in the femoral block group than in the adductor block group. When total tramadol consumption and additional analgesic requirement were compared with postoperative complications, no statistically significant difference was found between the two groups. Patient satisfaction scores in both groups were similar.
Conclusion: The frequency and duration of rebound pain in both groups were similar. We found that femoral block provides more effective analgesia in the first 8 hours compared to adductor canal block. Request to use PCA was significantly lower in the femoral block group. There was no statistically significant difference between postoperative complications and additional analgesic needs.

10.Analgesic Efficacy and Safety of Dexmedetomidine as an Adjuvant to Caudal Levobupivacaine for Infraumbilical Surgeries in Children
Amanjot Singh, Kewal Krishan Gupta, Amarjeet Kaur, Haramritpal Kaur
doi: 10.5222/jarss.2021.84756  Pages 263 - 269
Objective: Postoperative pain management is becoming an integral part of anaesthesia care. Single shot caudal block is a common technique for paediatric analgesia but with the disadvantage of short duration of action. Several adjuvants have been used to prolong the duration of caudal analgesia. So we designed this study using dexmedetomidine as an adjuvant with levobupicaine for caudal block to assess analgesic efficacy, duration of postoperative analgesia, hemodynamic stability and any adverse effects in children.
Methods: After getting approval by Institutional Ethical Committee and written informed consent from parents, this prospective, double blind trial was carried on 80 children aged between 1 to 12 years scheduled for elective subumbilical surgeries that were allocated randomly into one of two groups. Children in Group A received 0.25% levobupivacaine 1 mL kg-1 body weight with 0.5 mL normal saline and in Group B received 0.25% levobupivacaine 1 mL kg-1 body weight with dexmedetomidine 1 mL kg-1 in 0.5 mL normal saline as caudal drug mixture.
Results: The mean duration of analgesia in Group A was 324.±55.6 min and in Group B was 678±170.9 min which was statistically significant (p<0.001). The total analgesic requirement over 24 hours and the mean pain score was also lesser in group B.
Conclusion: Dexmedetomidine in doses of 1 μg kg-1 as an adjuvant to 0.25% levobupivacaine for caudal block in pediatric infraumbilical surgeries provides significant prolonged postoperative analgesia and better quality of sleep without any increase in adverse effects.

11.Effect of Anesthesia Type on Mortality in Endovascular Aortic Repair
Hülya Kaşıkara, Eşref Kemal Erdoğan, Fulya Eser, Fatma Kavak Akelma
doi: 10.5222/jarss.2021.64326  Pages 270 - 278
Amaç: Aort anevrizmalarında endovasküler yöntemler ilk olarak genel anestezi altında uygulandı. İlerleyen dönemde lokal ve bölgesel anestezi yöntemlerinin kullanımı giderek arttı. Bu çalışmanın amacı, hastanemizde 2015-2018 yılları arasında elektif ve acil endovasküler aort rekonstrüksiyonu yapılan hastalarda kullanılan anestezi yöntemlerinin mortalite, postoperatif komplikasyonlar, yoğun bakım ve yatış üzerine etkilerini değerlendirmektir.
Yöntem: Hastanemizde 2015-2018 yılları arasında endovasküler aort tamiri yapılan hastaların verileri geriye dönük olarak incelendi. Hastaların demografik verileri, ASA skoru, acil/elektif operasyon durumu, aort patolojisinin tipi ve lokalizasyonu, operasyon için tercih edilen anestezi yöntemi, anestezi süresi, operasyondan ekstübe/entübe çıkışı, hastanede ve yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri kaydedildi. Elde edilen verilerin 30 günlük mortaliteye etkisi araştırıldı.
Bulgular: 70 hastanın verileri analiz edildi. Hastaların yaşı, işlemin süresi, uygulanan anestezi yöntemi, operasyondan ekstübe/entübe çıkışı, hastanede ve yoğun bakımda kalış süreleri ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Koroner arter hastalığı olan hastalarda mortalitenin anlamlı olarak arttığı bulundu (p=0.044). Acil şartlarda ameliyata alınan hastalarda mortalitenin anlamlı olarak arttığı bulundu (p=0.002).
Sonuç: Endovasküler aort onarımı nedeniyle acil şartlarda operasyona alınan hastaların mortalite oranları artmaktadır. Anestezi yöntemindeki farklılıklar mortaliteyi etkilememektedir. Bu nedenle her hastaya özel en uygun anestezi yönteminin tercih edilmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Objective: In aortic aneurysms, endovascular methods were first applied under general anesthesia. The use of local and regional anesthesia methods were gradually increased in the following period. The aim of this study is to evaluate the effects of anesthesia methods used in patients who underwent elective and emergency endovascular aortic reconstruction between 2015-2018 on mortality, postoperative complications, intensive care and hospitalization.
Methods: The data of patients who underwent endovascular aortic repair between the years 2015 and 2018 were reviewed retrospectively. Demographic data of the patients, ASA score, emergency/elective operation status, type and localization of aortic pathology, preferred anesthesia method, duration of anesthesia, extubation/intubation from the operation, length of stay in hospital and intensive care unit were recorded. The effect of the obtained data on 30-day mortality was investigated.
Results: Data from 70 patients were analyzed. There was no significant relationship between the age of the patients, the duration of the intervention, the anesthesia method applied, the intubation or extubation situation following the procedure, the length of stay in the hospital and intensive care unit, and mortality. Mortality also increased significantly in patients with coronary artery disease (p=0.044). It was found that mortality increased significantly in patients who were operated under emergency conditions (p=0.002).
Conclusion: Mortality rates are increasing in patients who are operated under emergency conditions for endovascular aortic repair. Different types of anesthesia method do not affect mortality. For this reason, we believe that the most appropriate anesthesia method should be preferred for each patient.

CASE REPORT
12.Anesthetic Management of Three Parturients With von Willebrand Disease
Gozde İnan, Naciye Türk Ozterlemez, Melis Altuğ, Dudu Berrin Günaydin
doi: 10.5222/jarss.2021.60490  Pages 279 - 282
Kanama semptomları olan von Villebrand hastalıklı olgular, sık hastaneye başvurduklarından minor veya major cerrahi için anestezi gerekir. Von Villebrand hastalığı olan üç olgunun anestezi yönetimini ve postoperatif takibini literatür eşliğinde tartışarak sunmayı amaçladık. Cerrahi ve/veya doğum yapacak von Willebrand hastalıklı kişilerin kan ve/veya faktör konsantrelerinin hazır bulunduğu 3.basamak bir merkezde multidisipliner yaklaşımla dikkatli antenatal değerlendirme ve uzun süreli postpartum takibi gerekir.
Von Willebrand Disease (vWD) cases with bleeding symptoms can be admitted repetitively and anesthesia is required for minor or major surgery. We aimed to present anesthetic management of three patients with vWD and their post-operative follow up by discussing it in accordance with the literature. Any patient with vWD scheduled for surgery and/or delivery needs careful antenatal evaluation and long lasting postpartum follow up in a tertiary care center by multidisciplinary approach where blood and/or factor concentrates readily available.

13.Bilateral Ultrasound-Guided Rectus Sheath Block for Anesthesia of Midline Laparotomy
Zeynep Ersoy, Mesher Ensarioglu, Coşkun Araz
doi: 10.5222/jarss.2021.76588  Pages 283 - 286
Özofagus kanseri olan hastaların %5 ila %15’inde trakeoözofageal fistül (TEF) gelişebilir. Bu da genel anestezi sırasında aspirasyon, kanama, perforasyon, migrasyon ve pnömoni gibi komplikasyonlara sebep olabilir ve anestezi yönetiminde dikkatli olunmalıdır. Bu olgu sunumunda, malign TEF ve pnömonisi olan hastaya orta hat laparotomisi için primer anestezi tekniği olarak bilateral rektus kılıf bloğu (RSB) uygulamasının perianestetik yönetimi tartışılmaktadır.
Tracheoesophageal fistula (TEF) may develop in 5% to 15% of patients with esophageal cancer. This may cause complications such as aspiration, bleeding, perforation, migration and pneumonia during general anesthesia and care should be taken in anesthesia management. In this case report, the perianesthetic management of bilateral rectus sheet block (RSB) application as the primary anesthesia technique for midline laparotomy in a patient with malignant TEF and pneumonia is discussed.

14.Author Index

Page E1
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale