ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
Volume : 29 Issue : 3 Year : 2021
Index
Membership
Applications

Quick Search




Journal of Anesthesia - JARSS: 29 (3)
Volume: 29  Issue: 3 - 2021
1.Cover

Page I (119 accesses)

2.Advisory Board

Pages II - IV (215 accesses)

3.Contents

Pages V - VI (90 accesses)

REVIEW
4.COVID-19 Vaccines and Anesthesia
Semra Gümüş Demirbilek, Çiğdem Sezgin, Canan Gürsoy
doi: 10.5222/jarss.2021.93446  Pages 153 - 158 (1492 accesses)
Aralık 2019 tarihinden itibaren tüm dünyayı tehdit eden ve sağlık sistemlerini çaresizliğe düşüren COVID-19 pandemisinin sona erdirilebilmesi için ulusal ve küresel düzeyde başlatılan aşılama kampanyaları bir umut olmuştur. Bununla birlikte, yeni teknolojiler kullanılarak kısa sürede geliştirilen ve acil kullanım onayı verilerek başlatılan erişkin aşılama kampanyaları anestezi uzmanlarını bir bilinmez ile karşı karşıya getirmiştir. Bu derlemede; genel olarak aşılama ile anestezi uygulamalarının etkileşimleri gözden geçirilerek, erişkin hastalarda COVID-19 aşılama sonrası anestezi uygulamaları için önerilerde bulunulmuştur.
The immunization campaigns launched at the national and global level have been a hope to end the COVID-19 pandemic, which has threatened the whole world since December 2019 and left health systems in despair. However, adult vaccination campaigns, which were developed in a short time using new technologies and started with emergency use approval, confronted anesthesiologists with an obscurity. In this review; in general, the interactions of vaccination and anesthesia applications were reviewed, suggestions were made for anesthesia applications after COVID-19 vaccination in adult patients.

5.Palliative Care in Turkish Medical History
Alparslan Koç
doi: 10.5222/jarss.2021.50455  Pages 159 - 164 (157 accesses)
İnsanoğlu hayatın değerini algılamaya başladığı andan itibaren hayatın devamı için çabalamaya da başlamıştır. Türk toplumlarını sosyolojik tarih olarak üç kısma ayırmak yanlış olmaz. İslamiyet’ten önceki Türk toplum yaşamı, İslamiyet’le birlikte sosyal yapıda oluşan farklılıklar ve 19. yüzyıl sonlarıyla birlikte batılılaşma akını ile Avrupa’dan etkilenen sosyal yapı olarak incelenebilir. Sağlık sistemi ve hasta bakımı da bu süreçlerde büyük ölçüde etkilenmiştir. Eski Türk devletlerinde Şamanizm ve Otaçılıkla sürdürülen, bimarhaneler ve darüşşifalarla devam ettirilen sağlık hizmeti ve sağlıkçılar bugün modern tıbbın tüm imkanları ile birlikte topluma hizmet için seferber olmuştur. Hayatın devamı ile birlikte ortaya çıkan akut ve kronik hastalıklar kaliteli hayat sürmeyi zora sokmaktadır. Bu süreç bazen çok sancılı geçebilmektedir. Palyatif bakım son yıllarda uygulanan başarılı tedavi yöntemleriyle mortalitesi azalan, ancak hastalığa bağlı hayat kalitesini bozan kronik hastalıklarda da faydalı olmaktadır. Böylece hasta için olduğu kadar hasta yakınlarını da psikolojik, sosyal ve maddi yönden zora sokan bu süreç daha kolay yönetilebilmektedir. Her ne kadar kanser hastalarının ağrılarını azaltma ve bakımı ile yola çıkılmışsa da, artık palyatif bakım klinik uygulamaların her alanında ihtiyaç haline gelmiştir. Bu derlememizde amacımız Türk tıp tarihinde palyatif bakım kavramının gelişme sürecini incelemektir.
From the moment that human beings begin perceiving the value of life, they have also started to strive for the continuation of life. It would not be wrong to divide Turkish societies into three parts as sociological history. Turkish social life before Islam, the differences in the social structure with Islam, and Europe's social structure with the westernization influx with the end of the 19th century can be examined. Health system and patient care was also greatly affected by these processes. Health care, which was carried on with Shamanism and Herbalism in the old Turkish states and continued with bimarhanes and darüssifas, and health professionals have been mobilized to serve the society with the opportunities of modern medicine today. Acute and chronic diseases that occur with the continuation of life make it difficult to lead a quality life. This process can sometimes be painful. Palliative care is also useful in chronic diseases whose mortality has decreased with successful treatment methods recently applied, but which impairs the quality of life due to the disease. Thus, this process, which puts the patient's relatives psychologically, socially, and financially difficult, and the patient, can be managed more easily. Although it started with reducing and caring for cancer patients' pain, palliative care has now become a necessity in all areas of clinical practice. Our aim in this review is to examine the development process of the concept of palliative care in Turkish medical history.

ORIGINAL RESEARCH
6.Anesthesiologists’ Approach to the Treatment of Catheter Related Bladder Discomfort: A Survey Study
Ülkü Ceren Köksoy, Züleyha Kazak Bengisun, Hakan Yılmaz, Baturay Kansu Kazbek, Filiz Tüzüner
doi: 10.5222/jarss.2021.60566  Pages 165 - 171 (122 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Üriner kateterizasyon, tüm ameliyatları takiben erken postoperatif dönemde idrar sondasına bağlı mesane rahatsızlığına (İSBMR) neden olur. İSBMR çoğunlukla ürolojik girişimlerden sonra gelişir ve iki bağımsız prediktöre sahiptir: Erkek cinsiyet ve 18F üriner kateter. Bu çalışmada Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının İSBMR ve tedavisi konusundaki farkındalıklarını araştırmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayından sonra, 20 çoktan seçmeli ve açık uçlu sorudan oluşan bilgilendirilmiş onam içeren bir anket docs.google.com'a aktarıldı. Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği ile katkıları için iletişime geçildi.

BULGULAR: Çalışmaya 26-66 yaşlarındaki (39.5 ± 8.02 yaş), %54.5 erkek. %45.5 kadın, %66.4 eğitim kadrosunda ve %55.5> 10 yıl deneyimli 144 anestezist katılmıştır. Katılımcıların %54.4'ü haftada 1'den fazla İSBMR ile karşılaştığını ve bunların çoğunlukla üroloji (%70.9), obstetrik ve jinekoloji (%52.5) ve genel cerrahi (%51.1) vakalarını takip ettiğini belirtti. Erkek hastalarda İSBMR’nin sıklığı ve şiddeti (%66 ve %69.5) daha yüksek bildirildi. Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarının %94.4’ü İSBMR’nin tedavi edilmesi gerektiğini onaylarken. %37.8'i cerrahın İSBMR’yi yönetmesi gerektiğine, %60.1'i ise cerrahla birlikte planlanması gerektiğine inanıyordu. Tüm erkek katılımcılar tedavinin gerekli olduğunu belirttiler (p = 0.008). Katılımcılar tedavide önleyici (%19.9, n = 28), semptomatik (%80.1, n = 113) yaklaşımları veya her ikisini (%4.3, n = 6) seçtiler. Tercih edilen önleyici ve semptomatik tedavi seçenekleri benzerdi; non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar (%70.8, %59), parasetamol (%43.4, %50.7) ve tramadol (%18.9, %21.6). Katılımcıların İSBMR’yi etkileyen faktörler hakkındaki bilgileri eksikti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları, İSBMR için önleyici ve etkili tedavileri kullanmamakta ve üçte biri bu rahatsızlığı kendi sorumlulukları olarak görmemektedir. Anestezistler, İSBMR’nin farkında olmalı ve multimodal yaklaşımlar kullanarak tedavisine katılmalıdır.

INTRODUCTION: Urinary catheterization causes catheter related bladder discomfort (CRBD) in the early postoperative period following all surgeries. CRBD mostly develops after urological interventions and has two independent predictors: Male gender and urinary catheters ≥ 18F. We aimed to investigate the awareness of anesthesiology and reanimation specialists to CRBD and its treatment.

METHODS: After ethics committee approval, a questionnaire with informed consent of 20 multiple-choice and open-ended questions was transferred to docs.google.com. and Turkish Society of Anesthesiology and Reanimation Specialists were contacted for contribution.

RESULTS: 144 anesthesiologists, 26-66 years old (39.5±8.02 years), 54.5% males, 45.5% females, 66.4% with a teaching position and 55.5% with >10 years of experience participated. 54.4% reported encountering >1 CRBD per week and mostly following urology (70.9%), obstetrics and gynecology (52.5%) and general surgery (51.1%) cases. The frequency and severity (66% and 69.5%) of CRBD was reported higher in male patients. 94.4% agreed that CRBD should be treated. 37.8% believed the surgeon should manage CRBD, 60.1% believed it should be planned together. All male participants stated treatment was necessary (p=0.008). Participants chose preemptive (19.9%, n=28), symptomatic (80.1%, n=113) or both (4.3%, n=6) treatments. The choices for preemptive and symptomatic treatment were similar; non-steroidal anti-inflammatory drugs (70.8%, 59%), paracetamol (43.4%, 50.7%) and tramadol (18.9%, 21.6%). Participants’ knowledge on factors effecting CRBD was lacking.

DISCUSSION AND CONCLUSION: Anesthesiologists do not utilize preemptive and effective treatment for CRBD; one thirds of them do not consider it their responsibility. Anesthesiologists should be aware of CRBD and participate in the treatment using multimodal approaches.


7.Impact of COVID-19 Pandemic on the Management of Blood Supply and Demand in Turkey
Büşra Tezcan
doi: 10.5222/jarss.2021.62534  Pages 172 - 177 (104 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Coronavirüs Hastalığı(COVID-19), Aralık 2019’da, Çin’deki ilk bildiriminin ardından hızla tüm dünyaya yayıldı.Bu yayılım kan bağışlarını oldukça azalttı ve kan bankalarında açığa neden oldu.Türk Kızılayı(TRC) Türkiye’deki kan ve kan bileşenlerinin toplanması, üretimi, depolanması ve dağıtımını organize eden tek yasal otoritedir. TRC sadece acil durumlarda, geçici olarak, hastanelere kendi transfüzyon merkezleri aracılığıyla kan toplama ve bileşenlerini üretme iznini vermektedir.Bu yazı; COVID-19 ve gelecekteki pandemiler sırasında kan kaynak ve ihtiyaçlarının yönetiminin geliştirilmesi amacıyla,COVID-19’un TRC’nin kan kaynakları ve hastanelerin kan ihtiyaçlarına etkilerinden bahsetmektedir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1 Kasım 2019 ve 31 Temmuz 2020 arasındaki dokuz aylık sürede kesitsel bir çalışma yapıldı.Veriler TRC’nin donör ve kan kayıtlarından retrospektif olarak elde edilmiş olup; 1)TRC’ye bağışlanan aferez trombosit(APC) ve kan ünite sayısını,2)hastanelerin ürettiği APC ve eritrosit suspansiyonu(ES) ünite sayısını(APCH ve ESH),3)TRC tarafından hastanelere sağlanan APC ve ES ünite sayısını içermektedir.COVID-19’un Türkiye’de saptanmasından önceki(birinci) ve sonraki(üçüncü) dönemler kıyaslandı.
BULGULAR: Üçüncü dönemde,birinci dönemle kıyaslandığında;APC bağışlarında 52% artma,kan bağışlarında 22% azalma tespit edildi.Ortalama APCH birinci ve üçüncü dönemde sırasıyla 7081±550 ve 5121±255 üniteydi.Ortalama ESH birinci dönemde 873±326 üniteyken,üçüncü dönemde 3694±3143 üniteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 pandemisinden, kan ihtiyaç ve kaynakları arasındaki dengeyi sağlamadaki zorluklarla nasıl yüzleşebileceğimiz gibi birçok dersler aldığımız açıktır. Vericileri cesaretlendirmede medyanın kullanımı ve Hasta Kan Yönetimi yaklaşımının ulusal ve kurumsal seviyelerde yerleştirilmesi kapsayıcı bir stratejinin anahtar bileşenleri olabilir. Türkiye’de COVID-19 pandemisinden belirgin olarak etkilenen kan ihtiyaç ve kaynak dengesini korumada; Sağlık Bakanlığı, TRC ve hastanelerin işbirliği başarılı olmuştur.
INTRODUCTION: Coronovirus disease(COVID-19)rapidly spread worldwide after its first report in December 2019,in China.This spread drastically reduced the number of blood donations,thereby creating a shortage at blood banks in the whole world.Turkish Red Crescent(TRC) is the only legal authority that organizes collection,production,storage and distribution of blood and blood components in Turkey.Only in case of emergencyTRC gives permanent permission to hospitals;for collecting blood and producing its components through their own transfusion centers.This report describes how theCOVID-19 impacted blood supplies ofTRC and hospital demands in Turkey with an aim to improve the management of blood supply and demand during theCOVID-19 and future pandemics.
METHODS: A cross-sectional study was conducted for a period of nine months;from November 1,2019 to July 31,2020.Data were retrospectively obtained from donor attendance and blood inventory records ofTRC and included;1)the number of donated units of apheresis platelet concentrates(APC) and blood toTRC,2)the number of units ofAPC and erythrocyte suspensions(ES) supplied by the hospitals themselves,3)the number of units of APC andES supplied to hospitals by TRC(APCHandESH).The periods before(first period) and after(third period)arrival of COVID-19 to Turkey are compared.
RESULTS: An increase of 52%in the number of APCdonations,but a decrease of 22% in the number of blood donations(NBD) were detected in the third period compared to the first one.Mean APCH were 7081±550 and5121±255 units in the first and third periods,respectively.The mean ESH in the first period was 873±326 units,while it was3694±3143 units in the third period.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is obvious that we have learnt many lessons from theCOVID-19 pandemic,like how to face challenges in maintaining the balance between blood demandandblood supply.Utilizing media to encourage donors and implementation of PatientBloodManagement on national and institutional levels may be some some of the key components of a comprehensive strategy.The collaboration ofMinistry of Health,TRC and hospitalswassuccessful in securing a balance between blood supply and demand in Turkey,which COVID-19 pandemic impacted significantly.

8.The Role of Education in Reducing the Disposal Costs of Anesthesia-Related Medical Wastes
Gülsen Keskin, Asli Donmez
doi: 10.5222/jarss.2021.63935  Pages 178 - 183 (134 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Genel atığın küçük bir bölümünü oluştursa da tıbbi atık yönetimi hem çevresel etkileri hem de maliyeti nedeniyle önemlidir. Tıbbi atık miktarının azaltılması, geri dönüşüm atık miktarının arttırılmasında eğitim ve farkındalık yaratmak en önemli adımlardandır.
Çalışmanın birincil amacı, anesteziye ait tıbbi atıkların maliyetini azaltmada eğitimin rolünü belirlemek ikincil amacı kullanılan eğitim materyallerinin geliştirilmesi için veriler sağlamaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel anestezi verilen 22 ameliyat salonu ve 3 uyandırma ünitesinin anesteziye ait atıkları değerlendirmeye alındı. 26 anestezi uzmanı, 37 anestezi teknisyeni, 30 anestezi asistanına haber vermeden, anesteziye ait atıklar gün bitiminde toplanıp tartıldı. 2. gün, “Güvenli Tıbbi Atık Yönetimi Kılavuzu” kullanılarak hazırlanmış video linki katılımcılarla paylaşılarak izlemeleri ve sonrasında hazırlanan anketi cevaplandırmaları istendi. Eğitim sonrası atıklar tekrar toplanıp tartıldı. 3.50 ₺kg-1 (KDV hariç) olarak belirlenmiş olan tıbbi atık bertaraf maliyeti üzerinden yaklaşık yıllık tasarruf bedeli hesaplandı.
BULGULAR: Eğitim öncesi anesteziye ait atık miktarı, 57 vaka için toplam 36.90 kg, eğitim sonrası 64 vaka için toplam 43.36 kg’dı. Tıbbi atık miktarı, eğitim öncesi vaka başı miktar, 461.2 gr, eğitim sonrası vaka başı miktar, 453.8 gr olarak tartıldı. Tıbbi atık miktarının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da azaldığı görüldü (p=0.949). Tıbbi atık bertaraf maliyeti %1.6 oranında azaldı. Anestezi ekibinin %51.3’nün daha önce eğitim aldığı, %60.4’nün verilen eğitimden faydalandıkları öğrenildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Eğitim ile tıbbi atık miktarı azaltılabilir. Kliniğimizde atık tasnifi ile ilgili farkındalık olmakla birlikte tıbbi atık miktarının azaltılması için düzenli eğitimlerin yapılması gerektiği kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: Although it constitutes a small part of the general waste, medical waste management is important both due to its environmental impact and its cost. Creating education and awareness on reducing the amount of medical waste and increasing the amount of waste-recycling are some of the most important steps.
The primary purpose of the study is to determine the role of education in reducing the cost of medical waste belonging to anesthesia, and the secondary purpose is to provide data for the development of educational materials used.

METHODS: The anesthesia wastes of 22 operating rooms and 3 PACU were evaluated.Anesthetic wastes were collected and weighed at the end of the day without informing 26 anesthesiologists, 37 anesthesia technicians, and 30 anesthesia assistants.On the 2nd day, the education video link was shared with the participants, and afterwards they were asked to watch and answer the questionnaire prepared.The wastes were collected and weighed again after the training.The approximate annual saving cost was calculated over the medical waste disposal cost, which was determined as 3.50 ₺kg-1 (excluding VAT).
RESULTS: The amount of anesthesia waste obtained from 22 operating rooms and 3 PACU was 36.90 kg for 57 cases before training, and 43.36 kg for 64 cases after training.The amount of medical waste was weighed as 461.2 g per case before the training, and 453.8 g per case after the training.It was observed that although not statistically significant, the amount of medical waste decreased (p=0.949).The cost of medical waste disposal decreased by 1.6%. It was learned that 51.3% of the anesthesia team had received training before, and 60.4% benefited from the training provided.
DISCUSSION AND CONCLUSION: With education, the amount of medical waste can be reduced.Although there is awareness about waste classification in our clinic, we believe that regular training should be done to reduce the amount of medical waste.

9.Effects of Intravenous Versus Inhalational Anesthesia on Red Cell Distribution Width and Mean Platelet Volume in Patients Undergoing Coronary Artery Surgery
Hülya Yiğit Özay, Zeliha Aslı Demir, Eda Balcı, Melike Kaya Bahçecitapar
doi: 10.5222/jarss.2021.64426  Pages 184 - 190 (111 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter cerrahisi geçiren hastalarda, midazolam bazlı intravenöz anestezi (TIVA) ile sevofluran bazlı inhalasyon anestezisinin (SEVO) postoperatif hematolojik parametreler üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza dahil edilen 100 hasta anestezi yönetimlerine göre iki gruba ayrıldı: Tüm hastaların anestezi indüksiyonları 10 μgkg-1 fentanil, 0.15 mgkg-1 midazolam ve 0.8 mgkg-1 roküronyum ile gerçekleştirildi. TIVA grubu hastaların anestezi idamesi total intravenöz anestezi ile gerçekleştirilirken, SEVO grubu hastalarda sevofluran ile gerçekleştirildi. Hastaların demografik özellikleri, perioperatif verileri, kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW) ve ortalama platelet volümü (MPV) değerleri kaydedildi.
BULGULAR: SEVO grubunda ekstübasyon zamanının kısa olması dışında, iki grup arasında perioperatif veriler açısından anlamlı fark görülmedi. Her iki grupta da RDW ve MPV değerlerinde postoperatif artış anlamlı bulundu. Postoperatif RDW değerindeki artışın SEVO grubunda daha düşük olduğu görüldü (p=0.013).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda, inflamasyon belirteci olan RDW’nin inhalasyon grubunda daha düşük olduğu bulundu. İnhalasyon ve TIVA anestezisi ile koroner arter cerrahisinde postoperatif komplikasyonlar ve mortalite açısından fark görülmedi.
INTRODUCTION: The effects of midazolam-based intravenous anesthesia (TIVA) and sevoflurane-based inhalation anesthesia (SEVO) maintenance on postoperative hematological parameters were compared in patients undergoing coronary artery surgery.
METHODS: The 100 patients included in the study were divided into two groups according to the anesthesia management: All patients' anesthesia inductions were performed with 10 μgkg-1 fentanyl, 0.15 mgkg-1 midazolam, and 0.8 mgkg-1 rocuronium. Anesthesia was maintained with total intravenous anesthesia in the TIVA group patients, while sevoflurane was used in the SEVO group patients. Demographic, clinical, operative data, red cell distribution width (RDW), and mean platelet volume (MPV) values were recorded.
RESULTS: Except that the extubation time was shorter in the SEVO group, no difference was observed between the groups in terms of all these variables. There was a significant increase in postoperative RDW and MPV measurements in both groups. Postoperative RDW value was lower in the inhalation anesthesia group compared to the TIVA group (p=0.013).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, RDW was found to be lower in the inhalation anesthesia group, indicating less inflammation. There was no difference in terms of postoperative complications and mortality.

10.The Effect of Two Different Doses Protocol of Bupivacaine for Femoral Block on Postoperative Analgesia: A Retrospective Analysis of Single Center Data
Adem Selvi, Gokhan Yildiz, Erbil Turksal, Rıdvan Ozbek, Mustafa Caner Okkaoglu, Esra Ozayar
doi: 10.5222/jarss.2021.68553  Pages 191 - 195 (114 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda total diz protezi (TDP) operasyonu sonrasında aynı volümde (20 mL) farklı konsantrasyonlarda (% 0.5 bupivakain ile % 0.25 bupivakain) lokal anestezik ajan ile uygulanan femoral sinir bloğunun analjezik etkinliğini, opioid tüketimine etkisi ve yan etki profilini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2018 Ağustos-2019 Haziran tarihleri arasında spinal anestezi altında tek taraflı TDP ameliyatı olan hastaların dosyaları retrospektif tarandı. Femoral blok için % 0.25 bupivacain uygulanan grup 1’de 81, % 0.50 bupivacain uygulanan grup 2’de 82 toplam 163 hasta çalışmaya dahil edildi. Postoperatif 24 saatteki en yüksek vizuel analog ağrı skalası (VAS) skorları, intravenöz hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazlarıyla talep edilen ve tüketilen tramadol miktarı ve yan etki (bulantı, kusma, motor ve duyu defisiti) açısından anlamlı fark olup olmadığına bakıldı.
BULGULAR: Grup 1’de en yüksek VAS ortalama 2.95±1.31, grup 2 de ortalama 2.84±1.06 idi ve aralarında anlamlı fark yoktu. Tüketilen tramadol grup 1’de ortalama 197.04±92.03 mg, grup 2’de 208.05±85.06 mg idi. Tramadol talep ve tüketimi ile yan etki açısından fark saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Femoral blokta 20 mL %0.25 bupivakain, aynı hacimde %0.50 bupivakainle eş analjezik etkinliği sağlamıştır. Bu nedenle sistemik yan etkileri, motor blok riskini ve komplikasyonları azaltmak için %0.25 bupivakain kullanımının daha güvenilir bir seçenek olduğunu düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: In our study, we aimed to compare the analgesic efficacy, side effect profile and its effect on opioid consumption of the femoral nerve block applied with different concentrations of local anesthetic agents (%0.5 bupivacaine and %0.25 bupivacaine) in the same volume (20 mL) after total knee replacement (TKR) operation.
METHODS: The files of patients who underwent unilateral TKR surgery under spinal anesthesia between August 2018 and June 2019 were retrospectively reviewed. A total of 163 patients were included in the study, 81 patients in group 1 who received %0.25 bupivacaine, and 82 patients in group 2 who received %0.50 bupivacaine for femoral block. The highest visual analogue pain scale (VAS) scores in the postoperative 24 hours, the amount of tramadol requested and consumed with intravenous patient-controlled analgesia (PCA) devices, and whether there was a significant difference in terms of side effects (nausea, vomiting, motor and sensory deficit) were analyzed.
RESULTS: The highest VAS score in group 1 was 2.95 ± 1.31, in group 2 it was 2.84 ± 1.06, and there was no significant difference between them. The mean consumption of tramadol was 197.04 ± 92.03 mg in group 1 and 208.05 ± 85.06 mg in group 2. There was no difference between the demand and consumption of tramadol and side effects.
DISCUSSION AND CONCLUSION: 20 mL %0.25 bupivacaine for the femoral block provided the equivalent analgesic efficacy to the same volume of %0.50 bupivacaine. We think that the use of % 0.25 bupivacaine is a more reliable option to reduce systemic side effects, motor block risk and complications.

11.The Effect Of Intraoperative Restrictive Fluid Therapy On Postoperative Outcomes In Patients Undergoing Hyperthermic Intraperitoneal Chemotherapy
Hülya Yiğit Özay, Nevriye Salman, Demet Bölükbaşı, Perihan Kemerci, Aslı Demir, Ümit Karadeniz
doi: 10.5222/jarss.2021.93063  Pages 196 - 201 (114 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Hipertermik intraperitoneal kemoterapi (HİPEK) ve sitoredüktif cerrahi (SRC) peritoneal karsinomatozisli olgularda etkili multimodal tedavi seçeneklerindendir. Prosedürler kan ve sıvı kaybının fazla olduğu, uzun süren ameliyatlardır. Major hemodinamik, respiratuar ve metabolik değişiklikler nedeniyle intraoperatif sıvı yönetimi oldukça önemlidir. Bu çalışma, HİPEK ve SRC yapılan hastalarda, intraoperatif restriktif sıvı tedavisinin postoperatif derlenme üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde 2014-2018 yılları arasında HİPEK ve SRC yapılan hastalar çalışmaya dahil edildi. Retrospektif olarak tüm hastaların demografik, intraoperatif ve postoperatif verileri incelendi, restriktif sıvı replasmanı yapılan hastalara Grup R, liberal sıvı replasmanı yapılan gruba ise Grup L adı verildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalamasının 54.6±11.4 yıl, kadın cinsiyetin % 60.5 ve gastrointestinal sistem kaynaklı malignensinin de % 76.3 olduğu gözlendi. Liberal ve restriktif sıvı tedavilerinin postoperatif minör ve major komplikasyonlarda, hastanede ve yoğun bakım kalış sürelerinde ve mortalite üzerine etkisi bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: HİPEK ve SRC ameliyatlarında intraoperatif restriktif sıvı tedavisinin postoperatif komplikasyonlar ve mortaliteyi etkilemediği sonucuna vardık.
INTRODUCTION: Hyperthermic intraperitoneal chemotherapy (HIPEC) and cytoreductive surgery (CRC) are effective multimodal treatment options in patients with peritoneal carcinomatosis. Procedures are long-lasting operations with excessive blood and fluid loss. Intraoperative fluid management is very important because of major hemodynamic, respiratory and metabolic changes. This study aims to investigate the effect of intraoperative restrictive fluid therapy on postoperative outcome in patients undergoing HIPEC and SRS.
METHODS: Patients who underwent HIPEC and SRS in our clinic between 2014-2018 were included in the study. The demographic, intraoperative and postoperative data of all patients were retrospectively analyzed. The patients who underwent restrictive fluid replacement were named Group R, and the group with liberal fluid replacement was named Group L.
RESULTS: It was observed that the mean age was 54.6 ± 11.4 years, the female gender was 60.5% and the malignancy originating from the gastrointestinal system was 76.3%. There was no effect of liberal and restrictive fluid treatments on postoperative minor and major complications, length of stay in hospital and intensive care, and mortality.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We concluded that intraoperative restrictive fluid therapy did not affect postoperative complications and mortality in HIPEC and SRS surgeries.

CASE REPORT
12.The Use Of Intravenous Immunoglobulin For The Treatment Of Severe Covid-19: Case Presentation For Three Patients
Nuh Kumru, Saliha Yarımoglu, Tayfun Et, Rafet Yarımoglu, Muhammet Korkusuz
doi: 10.5222/jarss.2021.32032  Pages 202 - 206 (437 accesses)
COVID-19 ‘a bağlı gelişen hiperinflamatuvar yanıtın kesin bir tedavisinin henüz bulunamamış olmasına rağmen; yüksek doz kortikosteroid, interlökin reseptör blokerleri ve intravenöz immünoglobulin (IVIG) tedavisi hali hazırda kullanılmaktadır. Biz bu yazımızda yoğun bakımımızda IVIG tedavisi uyguladığımız 3 Covid-19 hastasındaki tecrübelerimizi paylaşmayı amaçladık.
Although the treatment of the hyperinflammatory response due to COVID-19 has not yet been found, high-dose corticosteroids, interleukin receptor blockers and intravenous immunoglobulin (IVIG) are used to improve the hyperinflammatory response.In this article, we aimed to share our experiences with 3 patients who received IVIG therapy in ICU.

13.Spinal Anesthesia in Cesarean Section Surgery of the Pregnant Women with Wilson's Disease
Harun Özmen, Bahar Aydınlı
doi: 10.5222/jarss.2021.10337  Pages 207 - 210 (114 accesses)
Wilson Hastalığı otosomal resesif geçişli, bakırın biliyer atılımının bozulması ile organ ve dokularda birikmesi sonucu ortaya çıkan kronik seyirli bir hastalıktır. Reprodüktüf dönemde gebeliğin komplike hale geldiği bu hastaların anestezi yönetimi özellikli hale gelir Bu olgu sunumu ile düzensiz tıbbi takibi olan ve şelasyon tedavisi uygulanan Wilson Hastalığı olan gebede sezeryan anestezisi uygulamasında tecrübemizi paylaşmayı amaçladık.
Wilson's disease is an autosomal recessive inherited chronic disease that occurs as a result of the deposition of copper in organs and tissues with impaired biliary excretion. With this case report, we aimed to share our experience in cesarean anesthesia in a pregnant woman with Wilson disease who had irregular medical follow-up and underwent chelation therapy.

LookUs & Online Makale