ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 30 (3)
Cilt: 30  Sayı: 3 - 2022
1.
Kapak
Cover

Sayfa I (27 kere görüntülendi)

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - V (39 kere görüntülendi)

3.
İçindekiler
Contents

Sayfalar VI - VII (28 kere görüntülendi)

DERLEME
4.
Kraniyosinostozis Cerrahisinde Anestezi Uygulamaları
Anesthesia Management for Craniosynostosis Surgery
Onur Özlü
doi: 10.54875/jarss.2022.69370  Sayfalar 163 - 170 (35 kere görüntülendi)
Kraniyosinostozis kraniyal sütürlerden bir tanesinin veya daha fazlasının prematüre füzyonudur. İzole kraniyosinostozislerde normal beyin gelişimini ve normal kognitif fonksiyonları sağlamak, kozmetik deformiteleri düzelterek psikososyal olumsuz sonuçları önlemek için cerrahi işlemler uygulanır. Bu hastaların çoğunlukla infant olmaları, perioperatif dönemde belirgin kan kayıpları ile birleştiğinde, bu olguların anestezi yönetimini zorlaştırır. Perioperatif dönemde havayolunun güvenliğini sağlamak, kan transfüzyonları ve elektrolitli sıvıların infüzyonuna bağlı metabolik komplikasyonlar ile baş etmek, hipotermiyi önlemek, postoperatif ağrı yönetimi, bulantı kusma tedavisi anestezi uygulamalarının ana konularındandır. Doğru preoperatif planlama, monitorizasyon, zamanında kan ve sıvı infüzyonu ile mükemmel sonuçlar alınabilir.
Craniosynostosis is premature fusion of one or more cranial sutures. In isolated craniosynostosis, surgical procedures are applied to ensure normal brain development and normal cognitive functions, to correct cosmetic deformities in order to prevent psychosocial negative consequences. The fact that they are mostly infants, combined with significant blood loss in the perioperative period, makes these cases challenging for the anesthetist. Ensuring airway safety, coping with metabolic complications related to blood transfusions and infusion of electrolyte fluids, preventing hypothermia, postoperative pain management, treatment of nausea and vomiting are the main subjects of anesthesia management. Excellent results can be obtained with proper preoperative planning, monitoring and timely blood and fluid infusion.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
5.
Ultrasonografi Eşliğinde Uygulanan Transversus Abdominis Plan Bloğunun İnguinal Herni Cerrahisi Sonrası Gelişen Kronik Ağrı Üzerine Etkisi: Retrospektif Kohort Çalışma
The Effect of Ultrasound-Guided Transversus Abdominis Plane Block on Chronic Pain Experienced After Inguinal Hernia Surgery: A Retrospective Cohort Study
Fatih Şimşek, Gökhan Özkan
doi: 10.54875/jarss.2022.97752  Sayfalar 171 - 175 (42 kere görüntülendi)
Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, inguinal herni onarımı esnasında ultrasonografi eşliğinde uygulanan transversus abdominis plan (TAP) bloğun postoperatif oluşan kronik ağrı üzerine etkinliğini değerlendirmektir.
Yöntem: Temmuz 2018 ile Ekim 2019 tarihleri arasında genel anestezi altında Lichtenstein tekniğiyle tek taraflı elektif greftli inguinal herni ameliyatı olan hastaların retrospektif olarak kayıtları incelendi. Hastalar intraoperatif TAP blok uygulanmayan (Grup 1, n=38) ve uygulanan olarak (Grup 2, n=32) iki gruba ayrıldı (n=70). Postoperatif 6. aydan sonra hastalar telefonla aranarak; ameliyattan önce kronik ağrı varlığı, varsa ağrının karakteri, günlük aktivitelerini sınırlayıp sınırlamadığı öğrenildi ve not edildi. Kronik ağrı ölçümü için Sayısal Derecelendirme Ölçeği ağrı skoru kullanıldı; 3 ve üzeri değerler kronik ağrı olarak kabul edildi.
Bulgular: Bu çalışmaya Grup 1‘de 38 ve Grup 2’de 32 hasta olmak üzere toplam 70 hasta dâhil edildi. Postoperatif 6. ayda kronik ağrı görülen hasta oranı (n=21) %30’du. Gruplar arasında kronik ağrı gelişimi açısından anlamlı bir fark yoktu [Grup 1 (n=14, %36,8 ); Grup 2 (n=7, %21,8)]. Hastaların ağrı karakterlerinin en sık yanıcı tarzda olduğu gözlendi.
Sonuç: Ultrasonografi eşliğinde uygulanan TAP bloğun kronik ağrı gelişimi üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna vardık.
Objective: The purpose of this retrospective study was to see how efficient ultrasound-guided transversus abdominis plane (TAP) block was on the incidence of chronic postoperative pain developing after inguinal hernia surgery.
Methods: The records of patients who had unilateral elective grafted inguinal hernia surgery with the Lichtenstein procedure under general anesthesia between July 2018 and October 2019 were examined retrospectively. The patients were placed into two groups (total=70): those who did not receive intraoperative TAP block (Group 1, n=38) and those who received (Group 2, n=32). The patients were contacted by phone 6 months after the procedure, and it was learned and recorded whether they had chronic pain before the operation, the nature of the pain if any, whether it limited their daily activities or not. The Numerical Rating Scale was used to measure chronic pain, and values of 3 and above were considered chronic pain.
Results: This study comprised a total of 70 participants, with 38 patients in Group 1 and 32 patients in Group 2. Patients with chronic pain incidence in the postoperative 6th month (n=21) accounted for 30% of all patients. There was no significant difference between the groups regarding chronic pain development [Group 1 (n=14, 36.8% ), Group 2 (n=7, 21.8%)]. It was observed that the patients’ pain was predominantly in the burning style.
Conclusion: We concluded that the ultrasound-guided TAP block had no significant effect on the development of chronic pain.

6.
Propofol ve Rokuronyum Enjeksiyon Ağrısı İçin Vibrasyon Anestezisi
Vibration Anesthesia for Propofol-Rocuronium Injection Pain
Aygün Güler, Namık Nebi Özcan
doi: 10.54875/jarss.2022.03274  Sayfalar 176 - 181 (29 kere görüntülendi)
Amaç: Propofol ve roküronyum enjeksiyon ağrısını önlemek veya azaltmak için birçok strateji üzerinde çalışılmış ise de halen hastalar için stres kaynağı olmaya devam etmektedir. Vibrasyon uygulanması fasiyal kozmetik enjeksiyonlarda ve bazı damar yolu açma prosedürlerinde ağrıyı kesmek veya azaltmak için kullanılan etkili bir yöntemdir. Ancak propofol ve roküronyum enjeksiyon ağrılarına etkisi üzerinde yeterli çalışma yapılmamıştır. Çalışmamızda amaç, vibrasyon anestezisinin propofol ve roküronyum enjeksiyon ağrılarına etkisini değerlendirmektir.
Yöntem: Genel anestezi altında elektif jinekolojik operasyon planlanan 51 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. El üstünden, 20 G intravenöz kanül ile damar yolu açılmasını takiben Grup V’de (n=25 hasta) intravenöz kateter trasesi üzerine 1 dakikalık vibrasyon uygulanmasından sonra, Grup C’de (n=26 hasta) ise hiçbir işlem uygulanmadan propofol ve roküronyum enjeksiyonu yapılmıştır. Propofol ağrısı, McCrirrick ve Hunter skalası, roküronyum enjeksiyon ağrısı ise dört nokta skalası ile değerlendirilmiştir.
Bulgular: Propofol enjeksiyon ağrısı vibrasyon uygulanan grupta, kontrol grubundan istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p=0,007). Ağrı hissetmeyen hasta yüzdesi Grup V’de %88, Grup C’de %46 olarak bulunmuştur. Roküronyuma bağlı istemsiz hareket insidansı Grup V’de istatistiksel olarak daha düşük olup (p=0,043), ağrı hissetmeyen hasta yüzdesi Grup V’de %28, Grup C’de ise %3,8’dir.
Sonuç: Propofol ve roküronyum enjeksiyonundan önce uygulanan vibrasyon anestezisi enjeksiyon ağrısını anlamlı olarak azaltmaktadır.
Objective: Despite numerous strategies for preventing or alleviating pain associated with propofol and rocuronium injections, it remains common and distressing for patients. Application of vibration is an effective method of reducing pain during facial cosmetic injections and some venipuncture procedures. But it has been studied in limited trials for the context of propofol or rocuronium injection pain. This randomized study aims to evaluate the effect of vibration anesthesia on the incidence and severity of propofol and rocuronium injection pain.
Methods: Fifty-one patients who underwent elective gynecologic operations under general anesthesia, were randomized, into two groups. On the dorsal side of the hand, a 20 G intravenous cannula was inserted. In Group V (n=25), propofol and rocuronium was administered following 1 minute of pre-treatment with the vibration device on the intravenous catheter trace. In Group C (n=26) vibration was not applied before drug administration. Propofol pain was recorded according to McCrirrick and Hunter scale and rocuronium injection pain response was evaluated with a four-point scale.
Results: The number of patients who experienced propofol injection pain, in the vibration group was significantly lower than in the control group (p=0.007). The percentage of pain free patients in Group V was 88%, whereas 46% in Group C. The incidence of withdrawal movements associated with rocuronium injection pain was also significantly lower in Group V (p=0.043). Percentage of pain free patients in Group V was 28% whereas 3.8% in Group C.
Conclusion: Vibration anesthesia before propofol and rocuronium injection significantly reduced the injection pain.

7.
Elektif Sezaryenlerde Bacak Kaldırma Spinal Kaynaklı Hipotansiyonu Önler mi? Randomize Kontrollü Bir Çalışma
Does Leg Raising Prevent Spinal-Induced Hypotension in Elective Cesarean Sections? A Randomized Controlled Study
Mustafa Deniz Sarı, Erhan Özyurt
doi: 10.54875/jarss.2022.25348  Sayfalar 182 - 187 (32 kere görüntülendi)
Amaç: Elektif sezaryen (C/S) ameliyatlarında spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu önlemede bacak kaldırma (LR) yönteminin etkinliğini araştırmayı amaçladık.
Yöntem: Çalışmaya 140 term gebe dahil edildi. Hastalar bacak kaldırma grubu (Grup L, n=70) ve kontrol grubu (Grup C, n=70) olarak iki gruba ayrıldı. Spinal anestezi sonrası Grup L’deki hastaların topuklarının altına yatay düzlemle 30 derecelik açı yapacak şekilde yükseklik yerleştirildi. Grup C’de herhangi bir müdahale yapılmadı. Belirlenen aralıklarla hastaların hemodinamik ve operasyon verileri kaydedildi.
Bulgular: Grup L’de 29 (%41,4) hastada hipotansiyon görülür iken, Grup C’de 54 (%77,1) hastada hipotansiyon gelişti (p<0,001). Spinal anestezi sonrası 2. ve 3. dakikalardaki sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri Grup L’de daha yüksek bulundu (p<0.05). Ayrıca Grup L’de kullanılan efedrin miktarı Grup C’ye göre daha düşük bulundu (9,9±14,2 mg’a karşı 15,9±11,9 mg, p=0,007).
Sonuç: Sezaryen ameliyatlarında uygulanan LR yöntemi spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu azaltmakta ve dolayısıyla daha az vazopressör ihtiyacına neden olmaktadır.
Objective: We aimed to investigate the effectiveness of the leg raising (LR) method in preventing spinal anesthesia-induced hypotension in elective cesarean section (C/S) operations.
Methods: One hundred and forty term pregnant women were included in the study. The patients were divided into two groups as leg raising group (Group L, n=70) and the control group (Group C, n=70). After spinal anesthesia, a cushion was placed under the heels of the patients in Group L at an angle of 30 degrees with the horizontal plane. No intervention was made in Group C. The patients’ hemodynamic and operation data were recorded at determined intervals.
Results: In Group L, hypotension was observed in 29 (41.4%) patients while 54 (77.1%) patients developed hypotension in Group C (p<0.001). Systolic and diastolic blood pressure values at the 2nd and 3rd minutes after spinal anesthesia were found to be higher in Group L (p<0.05). Furthermore, compared to Group C, the amount of ephedrine used in Group L was found to be lower (9.9±14.2 mg vs. 15.9±11.9 mg, p=0.007).
Conclusion: The LR method applied in C/S operations reduces spinal anesthesia-induced hypotension and thus causes the need for less vasopressor.

8.
Semptomatik Periferik Arter Hastalarında Lomber Sempatik Bloğun Ağrı Üzerine Etkisi-Retrospektif Analiz
Effect of the Lumbar Sympathetic Block on Pain in Patients with Symptomatic Peripheral Arterial Disease-Retrospective Analysis
Samet Sancar Kaya, Şeref Çelik, Erkan Yavuz Akçaboy, Hamit Göksu, Mustafa Yemliha Ayhan, Saziye Şahin
doi: 10.54875/jarss.2022.58076  Sayfalar 188 - 192 (27 kere görüntülendi)
Amaç: Alt ekstremitenin kronik iskemik hastalığı olan hastalarda, lokal anestezik ve steroid karışımı ile uygulanan lomber sempatik blokajın (LSB) ağrı üzerine etkisinin araştırılması.
Yöntem: Floroskopi eşliğinde L2 ve L4 seviyelerinden 8 mg deksametazon, 80 mg %2 lidokain ve 4 mL salin karışımı kullanılarak LSB uygulanan 23 hasta retrospektif olarak incelendi. Vizüel Analog Skala (VAS) değerleri blokaj öncesi ve blokajdan 3 gün, 1 ve 3 ay sonra kaydedildi.
Bulgular: Çalışmaya 20 (%87) erkek ve 3 (%13) kadın hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 59,65±13,33 yıl idi. Hastaların blokaj sonrası 3. gün, 1. ve 3. ay VAS skorları başlangıç VAS skorlarından anlamlı derecede düşüktü (p<0,05 ). Üçüncü gün, 1. ve 3. ayda VAS skorlarında %50 iyileşme olan hastaların oranı sırasıyla %47,8, %21,7 ve %21,7 idi.
Sonuç: Lokal anestezik ve steroidle uygulanan LSB, revaskülarizasyonu mümkün olmayan periferik arter hastalığı olan hastalarda iskemik ağrıyı azaltmak için güvenli ve etkili bir yöntemdir.
Objective: To study the effect of lumbar sympathetic block (LSB) with a mixture of local anesthetics and steroids on pain in patients with chronic ischemic lower limb disease.
Methods: Retrospectively 23 patients were reviewed with peripheral arterial disease who underwent LSB using a mixture of 8 mg of dexamethasone, 80 mg of 2% lidocaine, and 4 mL of saline at 2 levels, L2 and L4, under the guidance of fluoroscopy. Recordings of the Visual Analog Scale (VAS) scores at 3 days before the blockage, and 1 month and 3 months after treatment were obtained.
Results: The study included 20 (87%) male and 3 (13%) female patients. The mean age of the patients was 59.65±13.33 years. The patients’ post-blockage 3rd day, and 1st and 3rd month VAS scores were significantly lower than the baseline VAS scores (p<0.05). The proportion of patients with 50% improvement in the VAS scores at 3rd days, and 1st and 3rd months was 47.8%, 21.7%, and 21.7%, respectively. No complications or side effects were observed.
Conclusion: Lumbar sympathetic block with a mixture of local anesthetics and steroids appears to be effective in patients who have non-reconstructable arterial occlusive disease, with reduced pain scores and low complication rates.

9.
Jinekolojik Cerrahide Taze Gaz Akımının Derlenme Ajitasyonu Üzerine Etkileri: Klinik Bir Çalışma
The Effects of Fresh Gas Flow on Emergence Agitation for Gynecologic Surgery: A Clinical Study
Ayça Taş Tuna, Gürkan Demir, Havva Kocayiğit, Ali Fuat Erdem
doi: 10.54875/jarss.2022.71677  Sayfalar 193 - 198 (27 kere görüntülendi)
Amaç: Bu prospektif çalışma laparotomik jinekolojik cerrahi geçiren hastalarda düşük akımlı anestezinin (DAA) derlenme ajitasyonu üzerine etkisi olup olmadığını tespit etmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Bu prospektif randomize çalışmaya 64 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı: Grup 2 ve Grup 0,5. Taze gaz akımı (TGA) başlangıçta her iki grupta da 4 L dk⁻¹ olarak ayarlandı. Tüm hastalarda sevofluran 1 minimum alveolar konsantrasyona ulaştığında TGA Grup 2 için 2 L dk⁻¹ ve Grup 0,5 için 0,5 L dk⁻¹’ye düşürüldü. Vaporizatör Grup 2’de cerrahi bitiminde kapatılırken, Grup 0,5’te cerrahi bitmeden 15 dakika önce kapatıldı. Cerrahi bittiğinde TGA 4 L dk⁻¹’ye yükseltildi. Derlenme ajitasyonu post-anestezi bakım ünitesinde 5, 10, 20 ve 30. dakikalarda Riker sedasyon ajitasyon skalası (SAS) kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Beş hastada derlenme ajitasyonu gözlendi ve gruplar arasında istatistiksel olarak derlenme ajitasyonu açısından anlamlı fark saptanmadı. Tüm değerlendirme sürelerinde SAS=4 olan hasta sayısı Grup 0,5’te anlamlı olarak daha fazla iken SAS<4 olan hasta sayısı Grup 2’de anlamlı olarak daha fazla idi (p<0,05).
Sonuç: Sakin ve koopere olan hasta sayısı DAA uygulanan hastalarda daha fazlaydı.
Objective: This prospective study aimed to determine whether low flow anesthesia (LFA) has an effect on emergence agitation in women who underwent laparotomic gynecologic surgeries.
Method: Sixty four female patients were enrolled in this prospective randomized study. The patients were randomly allocated into two groups: Group 2 and Group 0.5. The fresh gas flow (FGF) rate was set at 4 L min⁻¹ in both groups, initially. When all patients reached 1 minimum alveolar concentration of sevoflurane, the FGF rate was reduced to 2 L min⁻¹ in Group 2 and 0.5 L min⁻¹ in Group 0.5. For Group 0.5, vapor was closed 15 minutes before the end of surgery, while it was closed at the end of the operation for Group 2. At the end of the surgery, the FGF rate was increased to 4 L min⁻¹. Emergence agitation was assessed using the Riker Sedation Agitation Scale (SAS) in the post-anesthesia care unit at 5, 10, 20 and 30th minutes.
Results: Emergence agitation was observed in 5 patients, no significant difference was found between two groups. For all evaluation times, number of patients with SAS=4 was significantly higher in Group 0.5, while the number of patients with SAS<4 was significantly higher in Group 2 (p<0.05).
Conclusion: The number of patients who are calm and cooperative was higher in LFA.

10.
Lomber Radiküler Ağrı Tedavisinde Kambin Üçgeni Yaklaşımı ile Uygulanan Steroid Enjeksiyonunun Etkinliğinin Konvansiyonel Transforaminal Yaklaşımla Karşılaştırılması: Prospektif Randomize Çalışma
A Comparative Study of the Effectiveness of Lumbar Steroid Injection in Kambin’s Triangle Versus Conventional Transforaminal Approach for the Treatment of Lumbar Radicular Pain: A Prospective Randomised Study
Gauresh Singh, Reena Dr, Anil Kumar Paswan, Amrita Rath
doi: 10.54875/jarss.2022.28199  Sayfalar 199 - 206 (24 kere görüntülendi)
Amaç: Bel ağrısı, yaş ve cinsiyetten bağımsız olarak yaygın görülen bir problemdir. Hastalar için zahmetli bir süreç olan bu durumun konservatif olarak tedavisi çok zordur. Bu patoloji, hastalarda hareket kısıtlılığı ve mental problemlere yol açabilir.
Yöntem: Prospektif, randomize, çift-kör olarak planlanan çalışma etik kurul onayından sonra gerçekleştirildi. Lomber radiküler ağrısı olan 20-70 yaş arası 40 hasta konvansiyonel transforaminal ve Kambin üçgeni yaklaşımı olmak üzere iki farklı gruba ayrılarak epidural steroid uygulandı. Sözlü Sayısal Derecelendirme Ölçeği kullanılarak ağrı şiddetindeki değişiklik primer sonuç olarak kaydedildi. Oswestry Engellilik İndeksi ve Hasta Memnuniyet Skoru kullanılarak fonksiyonel durumdaki değişiklikler ikincil sonuç olarak kaydedildi. İşlem sırasında karşılaşılan advers olaylar, komplikasyonlar ve işlemin başarısız olduğu hastalar kaydedildi.
Bulgular: Yaş, cinsiyet, lezyonun lokalizasyonu ve yaklaşım yönteminde, ağrının giderilmesi ve fonksiyonel durumdaki iyileşme açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: Transforaminal epidural steroid enjeksiyonu için kullanılan her iki yaklaşım da ağrıyı azaltmada ve fonksiyonel durumu düzeltmede anlamlı şekilde etkiliydi ve her iki yöntemin de etkinliği benzer bulundu. Etkililiklerinde önemli bir fark yoktu ve hiçbiri diğerinden üstün değildi.
Objective: Low back pain is a very troublesome and common issue among patients irrespective of age and sex and is very difficult to manage with conservative management. It can lead to disability and mental issues.
Methods: After ethical committee approval, a prospective, randomised, double-blind comparative study on 40 patients aged 20-70 years, suffering from lumbar radicular pain was carried out by two different approaches i.e., conventional transforaminal and Kambin’s triangle approach and epidural steroids were administered. Change in pain intensity using the Verbal Numerical Rating Scale was recorded as our primary outcome. Change in functional status using Oswestry Disability Index and Patient Satisfaction Score were our secondary outcomes. Any adverse event, complication, failure was also noted.
Results: Multiple logistic regression showed no difference in pain relief or improvement of functional status due to variable differences like the age, sex, disc level or the type of approach.
Conclusion: Both approaches of transforaminal epidural steroid injection were effective in reducing pain and increasing functional status significantly. There was no significant difference in their effectiveness and neither was superior to the other.

EDITÖRE MEKTUP
11.
Rüptüre Olmayan İntrakraniyal Anevrizmaya Endovasküler Girişim Sonrasında Gelişen Nonkonvulzif Status Epileptikus: Çok Nadir Bir Olgu
Nonconvulsive Status Epilepticus After Endovascular Intervention for a Non-Ruptured Intracranial Aneurysm: A Very Rare Case
Pınar Ergenoğlu
doi: 10.54875/jarss.2022.84803  Sayfalar 207 - 208 (23 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

KISA NOT
12.
Euroanaesthesia 2022'nin Ardından
After Euroanaesthesia 2022
Selin Erel
doi: 10.54875/jarss.2022.38980  Sayfalar 209 - 211 (37 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

13.
Emekli Olan ARUD Başkanları
Retired ARUD Presidents

Sayfa 212 (40 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale