ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 27 (3)
Cilt: 27  Sayı: 3 - 2019
1. 
Kapak
Cover

Sayfa I (62 kere görüntülendi)

2. 
İçindekiler
Contents

Sayfalar II - VI (1205 kere görüntülendi)

DERLEME
3. 
Etkili Kalıplarla İngilizce Makale Nasıl Yazılır?
How to Write an Article in English with Effective Phrases?
Güven Mengü, Aslı Dönmez
doi: 10.5222/jarss.2019.08108  Sayfalar 155 - 166 (40 kere görüntülendi)
Bu derlemenin amacı, çoğunlukla tıp alanında çalışan ve ana dili İngilizce olmayan dil kullanıcıları için İngilizce makale ve akademik yazı üretme bakımından oldukça faydalı olabilecek temel kalıpları tanıtmaktır. Bu kalıplar, anlamı artırmaya yönelik olarak medikal alandaki genel örneklerin eşlik ettiği işlevsel rollerine göre tablolarda sunulmaktadır. Kullanılan örneklerin medikal profesyoneller tarafından yazılı eserlere etkin bir şekilde uygulanabilecek genel konuları kapsaması önem taşımaktadır. Bu çalışmada verilen kalıpların bilimsel ortamlarda kabul edilmiş bir akış ve hızla yazma becerisini artıracağı görüşündeyiz

4. 
Etkin hasta kan yönetimi
Effective patient blood management
Büşra Tezcan
doi: 10.5222/jarss.2019.98608  Sayfalar 167 - 173 (2540 kere görüntülendi)
Son yıllarda kan ve kan ürünleri transfüzyonunun komplikasyonları, mortalite ve morbiditeye etkileri ve maliyet üzerindeki yükleri hakkındaki farkındalık artmış ve bu, transfüzyon uygulamasına yeni bir yaklaşım ihtiyacı oluşturmuştur. “Hasta Kan Yönetimi(HKY)” olarak tanımlanan bu yeni yaklaşım; doğru zamanda, doğru hastaya, doğru ürünle transfüzyon yapılmasını hedefler. Birçok diğer yerleşmiş ve neredeyse kültür haline gelmiş tıbbi uygulamada olduğu gibi var olan transfüzyon alışkanlıklarının da bu yeni yaklaşımla değiştirilebilmesi oldukça zor olmaktadır. HKY’nin amaç, içeriği ve sonuçlarıyla ilgili artan sayıda yayına rağmen, etkin bir biçimde nasıl uygulamaya yerleştirileceği konusundaki deneyim ve çalışmalarla ilgili yayınlar sınırlıdır. Bu yazıda, bu yayınlar ve HKY projesini başarılı ve yaygın olarak kullanmakta olan Avusturalya ve ABD’nin deneyim ve yöntemleri derlenmiştir.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
5. 
Comparison of Pressure Volume Loop Closure with Just to Seal Technique to guide Endotracheal Tube Cuff Inflation - A Prospective Randomized Controlled Trial
Amresh Narayan, Ramkumar Dhanasekaran, Thamarai Selvi Krishnasamy
doi: 10.5222/jarss.2019.46036  Sayfalar 174 - 179 (1984 kere görüntülendi)

6. 
Ortalama Trombosit Hacmi Kardiyak Arest Sonrası Hedefe Yönelik Hipotermi Uygulanan Hastalarda Mortalite için Belirteç Olarak Kullanılabilir mi?
Mean Platelet Volume Could it Be Used as a Predictive Marker for Mortality in Post Cardiac Arrest Patients Undergoing Targeted Temperature Management?
Mahmut Alp Karahan, Nuray Altay, Evren Büyükfırat, Orhan Binici, Mehmet Kenan Erol, Başak Pehlivan, Veli Fahri pehlivan, ERDOĞAN Duran, Ahmet Atlas
doi: 10.5222/jarss.2019.18209  Sayfalar 180 - 185 (1444 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Mevcut kılavuzlar, Kardiak arest sonrası (PKA) hastalarda klinik sonuçları iyileştirmek adına orta derecede Hedefe yönelik sıcaklık tedavisi (HYH) önermektedir. HYH alan hastalarda sağkalım ile ilgili bir prognostik değer tam olarak belirnememiştir. Bu çalışma, HYH uygulanan PKA hastalarında OTH ile mortalite arasındaki ilişki değerlendirmeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif olarak tek merkezde yapılan bu çalışmamıza, kardiyak arest geçiren ve 6 saat içinde için HYH uygulanan 15 hasta dahil edildi. HYH, 48 saat boyunca 34 °C'lik bir hedef sıcaklıkta tutuldu. İlk 96 saat içinde PKA hastalarının karakteristik özellikleri ve OTH ile ilgili tüm veriler incelenip kayıt altına alındı.
BULGULAR: 15 hastanın 11'i (%73,3) hastanede kaldığı süre içinde öldü. T0,T1,T2,T3,T4 24 saat aralıkları ile toplam da 5 defa hemogram değerlerine bakıldı. RDW değerleri hariç tüm değerlerin zaman içerisinde değişimi anlamlı olarak tespit edildi (P<0,05). Hayatta kalan hastalar ölen hastalara göre değerlendirildiğinde sadece OTH T1,T2 ve T4 değerlerinde istatiksel olarak anlamlı değişimler görüldü. T4 OTH eşik değeri olarak 7,63 olarak tespit edildi. (AUC= 1,00,% 95 CI: 1,00–1,00, p = 0,004,% 100 duyarlılık ve% 100 özgüllük).
TARTIŞMA ve SONUÇ: OTH'deki HYH sonrası ikinci gün değerleri, HYH ile tedavi edilen PKA hastalarında sağkalımın bağımsız bir belirleyicisidir. Bu hastalarda sağkalımı tahmin etmek için OTH değişikliği kullanılabilir.

7. 
Geriatrik ortopedik cerrahide postoperatif mortalite ile ilişkili faktörler: Tek merkez verilerinin retrospektif analizi
Factors associated with postoperative mortality in geriatric orthopedic surgery: a retrospective analysis of single center data
Gamze Küçükosman, Hüseyin Öztoprak, Tuğçe Öztürk, Hilal Ayoglu
doi: 10.5222/jarss.2019.25733  Sayfalar 186 - 192 (1407 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda ortopedik cerrahi uygulanan 65 yaş ve üstü hastalarda postoperatif mortalite ile ilişkili peroperatif değişkenler ve anestezi ile ilişkili faktörler değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2015-2017 yılları arasında ortopedik cerrahi geçiren ≥65 yaş hasta kayıtları retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Araştırmaya 135 hasta dahil edildi. Operasyonların %26’sını total kalça protezi, %24’ünü alt ekstremite kırığı, %18’ini total diz protezi, %17’sini ampütasyon cerrahisi ve %14’ünü üst ekstremite kırığı oluşturuyordu. Amputasyon cerrahisi geçirenlerde postoperatif mortalite oranı (%76.9) en yüksekti (p<0.05). Bölgesel veya genel olsun, anestezi tipinin mortalite ile ilişkili olmadığı bulundu. Mortalitenin artan yaş, ≥3 ASA skoru, acil cerrahi, ≥3 eşlik eden hastalık olması, uzun preoperatif yatış süresi ve preoperatif düşük hemoglobin (Hb) değerleriyle ilişkili bulundu (p<0.05). Postoperatif komplikasyon gelişen, yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) izlenen ve mekanik ventilator (MV) gerektiren hastalar ile YBÜ ve hastanede yatışı uzun olan hastalar daha yüksek mortalite oranlarına sahipti (p <0.05). Tüm hastaların% 9.6'sının öldüğü saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Geriyatrik ortopedik cerrahi hastaları arasında cinsiyet ve anestezi metodu hariç, artan yaş, yüksek ASA skorları, acil cerrahiler, eşlik eden hastalık sayısı, preoperatif yatış süresi, preoperatif düşük Hb değerleri, YBÜ-MV gerektiren postoperatif komplikasyonlar ve YBÜ ve hastanede uzun kalış süreleri postoperatif mortaliteyi etkileyen faktörlerdi. Geriatrik ortopedik cerrahi sonrası postoperatif prognozu iyileştirilmede detaylı preoperatif değerlendirmenin ve peroperatif klinik yönetimin gerekli olduğuna inanıyoruz.

8. 
İkinci Seviye Yoğun Bakım Ünitesinde Takip Edilen Palyatif Bakım Hastalarının Sıklığı: Retrospektif Çalışma
Frequency of Palliative Care Patients in a Second Level Intensive Care Unit: Retrospective Study
Ali Bestemi Kepekci, Elif Erdoğan, Merve Zıvalı
doi: 10.5222/jarss.2019.04127  Sayfalar 193 - 197 (1257 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Yoğun bakım üniteleri (YBÜ) mortalite sıklığının yüksek olduğu ünitelerdir. Bu nedenle yoğun bakım doktorları yaşam sonu bakım konusunda da bilgili olmalıdır. Palyatif bakım hastaları da sıklıkla yaşamlarının son dönemlerinde YBÜ’lerine transfer olarak destek bakım yerine agresif tedavilere maruz kalmaktadırlar. Bu çalışmanın temel amacı, YBÜ’mizde takip edilen palyatif bakım hastalarının sıklığını, karakteristik özelliklerini, YBÜ’de kalış sürelerini, primer hastalıklarını ve sonuçlarını araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: YBÜ’mize 01.01.2017-31.08.2018 tarihleri arasında başvuran 173 hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kriterlere göre; palyatif bakım hastası olarak kabul edilebilecek hastalar, YBÜ’de takip edilen hastaların arasından alındı. Çalışma kriterlerine uyan hastalar, palyatif bakım hastaları (çalışma grubu) ve yoğun bakım hastaları (kontrol grubu) olarak belirtilip iki gruba ayrıldı. Palyatif bakım kriterlerini karşılayan 62 hasta (%39) çalışma grubu olarak kabul edildi. Palyatif bakım hastalarının sıklığı, demografik özellikleri, YBÜ kalış süreleri, tanı, APACHE II skorları, ölüm veya taburcu olma durumu listelendi.
BULGULAR: Ortalama yaş, mortalite, hastanede kalış süresi ve taburculuk oranları iki grup arasında anlamlı olarak farklıydı. Çalışma grubu hastalarının çoğunda ileri dönem nörolojik hastalıklar ve terminal dönem kanser olduğu görüldü. Çalışma grubu hastalarının toplam YBÜ yatak günlerinin %55'ini meşgul ettiği gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yaşam sonu bakım kalitesini arttırmak için yoğun bakım doktorlarını yaşam sonu bakım konusunda bilinçlendirmek, yaşam sonu kararları uygulamak, palyatif bakım ünitesi yataklarının sayısını artırmak ve palyatif bakım hastalarının bakımında ve yoğun bakım yatış kararlarında belirlenecek yönergeleri kullanmak olabilir. Böylelikle YBÜ’lerinin uygunsuz kullanımı da önlenebilecektir.

9. 
Perioperatif Hipotermi İnsidansı: 5 yıl sonra neredeyiz?
Perioperative Hypothermia Incidence: Where are we after 5 years?
Can Aksu, Alparslan Kuş, Önder Topbaş, Sema Erdoğan, Yavuz Gürkan
doi: 10.5222/jarss.2019.40085  Sayfalar 198 - 203 (2191 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: İstemsiz perioperatif hipotermi anestezi pratiğinde mortalite ve morbiditeye yol açan önemli bir problemdir. Hipoterminin önlenmesi için, perioperatif sıcaklık monitörizasyonu yapılması, aktif ısıtma, oda sıcaklıklarının düzenlenmesi gibi bir çok önlem alınmalıdır. Kliniğimizde yapılan önceki bir çalışmada, hipotermi insidansı %45.7 olarak bulunmuş ve gelecekte istenmeyen hipotermi insidansını azaltmak için alınması gereken önlemler belirlenmişti. Bu çalışmada, hastaların ameliyat sonrası vücut sıcaklıklarını ölçerek kliniğimizde hipotermi insidansını ve kullanılan yöntemlerin perioperatif hipotermiyi önlemede ne kadar etkili olduğunu belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik kurul onayı ve bilgilendirilmiş hasta onamı alındıktan sonra, bir aylık bir sürede, operasyon süreleri 30 dakikadan uzun olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri, ameliyatların tipi ve süresi, perioperatif dönemde kullanılan aktif ısıtma yöntemleri, sıcaklık monitörizasyonu varlığı, pre ve postoperatif olarak infrared termometreyle timpanik membrandan ölçülen vücut sıcaklıkları kaydedildi. Hipotermi, 36°C'den düşük vücut sıcaklığı olarak tanımlandı. Hipotermi insidansı ve ısıtma yöntemlerinin ve monitörizasyonunun ne sıklıkta uygulandığı hesaplandı.
BULGULAR: Bir ay ile 96 yaş arasında (ortalama 42 ± 22,3) toplam 793 hasta çalışmaya alındı (461 kadın, 332 erkek). Hipotermi insidansı% 31.27 olarak bulundu. Operasyon sırasında aktif olarak ısıtılan toplam 475 (% 59.89) hasta kaydedildi. Isı monitörizasyon oranı ise %9’du.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, kliniğimizde istemsiz perioperatif hipotermi insidansının daha önceki çalışmamıza oranla azaldığını göstermektedir. Ancak, daha alınması gereken önlemler olduğunu düşünmekteyiz.

10. 
Kardiyak Arrest Vakalarında Nötrofil Lenfosit ve Platelet Lenfosit Oranları ile Spontan Dolaşımın Geri Dönüşü Arasındaki İlişkinin Araştırılması
The Relationship Between Return of Spontaneous Circulation and Neutrophil Lymphocyte and Platelet Lymphocyte Ratios in Cardiac Arrest Cases
Sedat Bilge, Yahya Ayhan Acar, Derya Can, Gökhan Özkan
doi: 10.5222/jarss.2019.29392  Sayfalar 204 - 209 (1486 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmada, kardiyak arrest olgularında spontan dolaşımın geri dönüşü beklentisinin öngörülebilmesine yönelik olarak nötrofil-lenfosit ve platelet-lenfosit oranlarıyla spontan dolaşımın geri dönüşü arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Acil servise 01 Ekim 2016-01 Haziran 2018 tarihlerinde başvuran hastalardan kardiyak arrest tanısı alanlar belirlendi. Demografik veriler, tam kan parametreleri, nötrofil-lenfosit ve platelet-lenfosit oranları, spontan dolaşımın geri dönüp dönmediği ile kardiyopulmoner resüsitasyon süreleri kaydedildi. Hastalar, spontan dolaşımın geri döndüğü ve dönmediği olmak üzere iki gruba ayrıldı. İki grup için nötrofil-lenfosit ve platelet-lenfosit oranları istatistiksel olarak analiz edildi.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 216 olgu dâhil edildi. Olguların 54’ünde (%25) spontan dolaşımın geri döndüğü bulundu. Tam kan parametreleri değerlendirildiğinde, beyaz küre, platelet ve nötrofil sayıları, nötrofil-lenfosit ve platelet-lenfosit oranları için spontan dolaşımı geri dönen ve dönmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler, beyaz küre, nötrofil ve platelet sayıları, nötrofil-lenfosit ve platelet-lenfosit oranlarının spontan dolaşımın geri dönüşü için öngörü sağlayabileceğini gösterdi.

11. 
Effect of dexmedetomidine as an adjuvant to 0.25% bupivacaine for local infiltration of port site in laparoscopic cholecystectomy in terms of quality and duration of post-op analgesia
Venkatesh Selvaraj, Rajkumaran Kamaraj
doi: 10.5222/jarss.2019.80764  Sayfalar 210 - 216 (1825 kere görüntülendi)

12. 
Endotrakeal Kaf İnflasyon Yöntemlerine Bağlı Yüksek İntraoperatif Kaf Basıncı İnsidansı ve Klinik Etkileri
Hıgh Intraoperatıve Cuff Pressure Incıdence Due to Endotracheal Cuff Inflatıon Methods And Its Clınıcal Effects
İlkay Baran, Savas Altinsoy, Özge Yamankılıç Mumcu, Aslı Dönmez
doi: 10.5222/jarss.2019.41636  Sayfalar 217 - 223 (37 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Endotrakeal tüpe ait kafın en önemli fonksiyonu pozitif basınçlı ventilasyon sırasında kaçak oluşturmaması ve faringeal içeriğin aspirasyonunu engellemesidir. Endotrakeal tüp kafları için güvenli basınç aralığı genellikle 20 ila 30 cmH2O arasındadır. Kaf basıncındaki düşüklük hava kaçağına, gastrik ve orofaringeal içeriğin mikroaspirasyonu sonucu na¬zokomiyal pulmoner enfeksiyon oluşturabilme riskine sahiptir. Kaf basıncı mukozal perfüzyon basıncının üzerine çıkarsa tra¬keal mukozada kan akımı yavaşlar ve durur. Sonuçta Overinflasyon, boğaz ağrısı ve ses kısıklığı, trakeal rüptür, darlık ve trakeo-özofageal fistül gibi çeşitli komplikasyonlarla sonuçlanabilir.
Çalışmamızın amacı uygulanan bu subjektif yöntemin güvenli ölçüm değerlerini sağlayıp sağlamadığını kontrol etmek ve bu konudaki farkındalığın gözden geçirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Yerel etik kurul onayı alındıktan sonra ASA I-IV risk grubunda 249 hasta dahil edildi. Rutin anestezi monitörizasyonu uygulanan hastalara rutin indüksiyon ve idamesi uygulandı. Tüm hastaların demografik verileri, tüp no, kaf pilot şişirme yöntemi ve şişiren kişiler kayıt edildi. Sonrasında 15. dakikada kaf basıncı monemetre ile ölçüldü ve kayıt edildi. Yüksek bulunan basınçlar normal aralığa kaçak olmayacak şekilde indirildi. Derlenme odasında ve 24. saatte boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü açısından komplikasyonlar kayıt edildi.
BULGULAR: Çalışmamıza 249 hasta dahil edildi. Hiçbir hasta güvenli kabul edilen 20 cmH2O’un altında kaf basıncına sahip değildi. Hastalar kaf basınçlarına göre Grup N (20-30 cmH2O), grup I (30-50 cmH2O), grup II (50-70 cmH2O) ve grup III (>70 cmH2O) olacak şekilde dört gruba ayrıldı. 249 hastanın 18’i Grup N (%7.2), 105 hasta (%42.1) grup I, 50 hasta (%20) grup II, 76 hasta (%30.5) en yüksek basınç grubu olan grup III’ te idi. Hastaların % 78’inde palpasyon yönteminin kullanıldığı bulundu (p<0.001). Postoperatif boğaz ağrısı derlenme odasında 8 (%3.2) ve 24. saatte 78 (%31.3) hastada görüldü. Derlenme odasında boğaz ağrısı yaşayan 8 hastanın hepsi en yüksek kaf basıncına sahip grup III’te idi (p<0.001). 24. saatteki boğaz ağrısı özellikle basınç artışı ile kolere seyrederken, Grup III’de 76 hastanın 61 (%80.2)’sinde pozitif olarak bulundu (p<0.001). Basınçtaki yükseklik postoperatfi dönemde ciddi oranda boğaz ağrısına neden oluyor. Bu süre anestezi pratiğinde rutin değerlendirme periyodu içerisinde olmadığından dolayı gözden kaçabilmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapmış olduğumuz bu çalışma ile endotrakeal tüp kaflarının basınçlarının rutin kullandığımız yöntemlerle (palpasyon ve kaçak sesi olamayıncaya kadar) uygun şekilde ayarlanamadığı ve büyük çoğunlukla yüksek basınçlara neden olduğunu gördük. Ayrıca, bu yüksek basınçların da posteoperatif dönemde gelişen boğaz ağrısı ile ilişkili olduğunu ortaya koyduk.

OLGU SUNUMU
13. 
Miyotonik Distrofi Tanılı Hastada Anestezi Deneyimimiz
Anesthesia Experience Of A Patient With Myotonic Dystrophy
Sedef Gülçin Ural, Meltem Aktay İnal
doi: 10.5222/jarss.2019.77486  Sayfalar 224 - 227 (31 kere görüntülendi)
Miyotonik distrofi, miyotonik sendromlar içinde en sık karşılaşılanıdır. İskelet ve düz kaslarda anormalliklerle birlikte kardiyak, gastrointestinal ve endokrin sistemle ilgili problemler içerir. Myotonik Distrofilerde, kas güçsüzlüğü, solunumsal ve kardiyak fonksiyonların etkilenmesi, malign hipertermi ve rabdomiyoliz gibi potansiyel perioperatif komplikasyonlar görülebilmesi nedeniyle anestezi yönetimi önemlidir. Bu sunumda travma sonrası gelişen femur fraktürü nedeniyle operasyon planlanan miyotonik distrofi tanısı olan bir hastada uyguladığımız spinal anestezi deneyimimiz literatür bilgileri ışığında sunulmaktadır.

14. 
İyatrojenik Horner Sendromu: Etken Epidural Analjezi mi, Göğüs Tüpü mü? Olgu Sunumu
Iatrogenic Horner Syndrome: What is the Cause? Epidural Analgesia or Chest Tube. A Case Report
Hüseyin Utku Yıldırım, Sebnem Rumeli Atıcı, Gülçin Gazioğlu Türkyılmaz, Hadra Şafak Nebioğlu, Mesut Bakır
doi: 10.5222/jarss.2019.28247  Sayfalar 228 - 231 (1687 kere görüntülendi)
Anestezi ve cerrahi uygulamalara bağlı iyatrojenik Horner Sendromu (HS) ortaya çıkabilmektedir. Göğüs cerrahisi sonrası göğüs tüpü yerleştirilen ve epidural kateterinden opioid uygulandıktan sonra HS gelişen bir olgu burada sunulmuştur. Bu yazının amacı, HS’nin ayırıcı tanısını literatür ışığında tartışmaktır.

15. 
Morbid obez bir hastada diyabetik ayak cerrahisi için ultrason rehberliğinde popliteal ve safen sinir bloğu uygulaması
Ultrasound guided popliteal and saphenous nerve blocks for diabetic foot surgery in a morbidly obese patient
Özlem Özkalaycı, Seçil Çetin, Muhammet Ahmet Karakaya, Aytekin Ünlükaplan, Agah Rauf İşgüzar, Yavuz Gürkan
doi: 10.5222/jarss.2019.41736  Sayfalar 232 - 234 (1434 kere görüntülendi)
Bu olgu sunumunda diyabetik ayak cerrahisi geçiren anestezi açısından yüksek riskli hastada ultrason rehberliğinde periferik sinir bloğu uygulama deneyimimizi paylaştık. Hipertansiyon, diyabetes mellitus, koroner arter hastalığı olan morbid obez hastada popliteal ve safen sinir bloğu uygulandı. Bloklar ultrason rehberliğinde 100 mm blok iğnesi ile yapıldı. Popliteal blok supin pozisyonda diz fleksiyonda 15 ml % 0.5 bupivakain ve 15 ml %2 lidokain ile, safen sinir bloğu ise 5ml % 0.5 bupivakain ve 5 ml %2 lidokain verilerek yapıldı. Dolaşım ve solunum sistemleri etkilenmeden cerrahi sorunsuz olarak tamamlandı. Periferik sinir blokları yüksek riskli hastalarda güvenli alternatif anestezi yöntemi olarak akılda tutulmalıdır.