ISSN - 1300-0578 | e-ISSN - 2687-2242
JARSS - JARSS: 32 (1)
Cilt: 32  Sayı: 1 - 2024
1.
Kapak
Cover

Sayfa I (230 kere görüntülendi)

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - IV (211 kere görüntülendi)

3.
İçindekiler
Contents

Sayfalar V - VI (148 kere görüntülendi)

ÖZGÜN ARAŞTIRMA
4.
Süspansiyon Laringoskopi Uygulamasının Optik Sinir Kılıf Çapı Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi: Gözlemsel Çalışma
Evaluation of the Effect of Suspension Laryngoscopy on Optic Nerve Sheath Diameter: An Observational Study
Gulcin Buyukbezirci, Sule Arican, Feyza Kolsuz Erdem, Resul Yilmaz, Mehmet Akif Eryilmaz, Hamdi Arbag, Aybars Tavlan
doi: 10.54875/jarss.2024.79037  Sayfalar 1 - 10 (216 kere görüntülendi)
Amaç: Laringoskopi hemodinamik değişimlere ve intrakraniyal basınç (İKB) artışına neden olan bir girişimdir. Optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümü ile İKB değişimi pek çok cerrahide analiz edilmiştir. Ancak süspansiyon laringoskopinin OSKÇ ölçümlerine etkisini analiz eden çalışma az sayıdadır. Bu çalışmada süspansiyon laringoskopinin OSKÇ ölçümleri ve İKB üzerine etkisi araştırılmıştır.
Yöntem: Çalışmaya süspansiyon laringoskopi planlanan 50 hasta dahil edildi. Optik sinir kılıf çapı ölçümleri; anestezi indüksiyonu sonrası (T0), entübasyon sonrası (T1), süspansiyon laringoskopi başlangıcında boyun hiperekstansiyondayken (T2), süspansiyon laringoskopi sonunda boyun hiperekstansiyondayken (T3) ve süspansiyon sonlandırılıp boyun düz pozisyona getirildikten 5 dakika sonra (T4) yapıldı.
Bulgular: Ortalama OSKÇ ölçümleri T0’da 3,8 ± 0,3 mm, T1’de 4,0 ± 0,5 mm, T2’de 5,1 ± 0,8 mm, T3’te 5,1 ± 0,8 mm ve T4’te 4,1 ± 0,5 mm idi. T1, T2, T3 ve T4 değerleri T0 değerlerinden anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Süspansiyon laringoskopi süresi ile OSKÇ ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (R: -0,050, p: 0,729 - R: 0,089, p: 0,541).
Sonuç: Süspansiyon laringoskopi OSKÇ ölçümlerinde belirgin artışa neden olur. Ancak süspansiyon süresi progresif bir artışa neden olmaz. Cerrahi sonunda boynun düz pozisyona getirilerek süspansiyonun sonlandırılması OSKÇ ölçümlerinin başlangıç değerlere yaklaşmasını sağlar.
Objective: Laryngoscopy is a procedure that induces hemodynamic alterations as well as increased intracranial pressure (ICP). Many procedures have examined ICP changes with optic nerve sheath diameter (ONSD) measurements. However, a small number of research has investigated the influence of suspension laryngoscopy on ONSD measurements. The present study has examined the effect of suspension laryngoscopy on ONSD measurements and ICP.
Methods: The study included 50 patients, who were scheduled for suspension laryngoscopy. Optic nerve sheath diameter measurements were taken after anesthesia induction (T0), after intubation (T1), when the neck was in hyperextension at the start of the suspension laryngoscopy (T2), when the neck was in hyperextension at the end of the suspension laryngoscopy (T3), and 5 minutes after the suspension was terminated and the neck was brought to the straight position (T4).
Results: The mean ONSD measurements were 3.8 ± 0.3 mm in T0, 4.0 ± 0.5 mm in T1, 5.1 ± 0.8 mm in T2, 5.1 ± 0.8 mm in T3 and 4.1 ± 0.5 mm in T4. The T1, T2, T3 and T4 values were considerably higher than the T0 values (p<0.05). There was no statistically significant correlation between suspension laryngoscopy time and ONSD measurements (R: -0.050, p: 0.729 - R: 0.089, p: 0.541).
Conclusion: Suspension laryngoscopy causes a significant increase in ONSD measurements. Suspension time, on the other hand, does not lead to a progressive increase. Ending the suspension by straightening the neck at the end of the procedure permits ONSD measurements to approach the baseline values.

5.
Spinal Anestezi Altında Sezaryen Doğumda Postoperatif Analjezi için Transversalis Fasya Plan Bloğunun Transversus Abdominis Plan Bloğuyla Karşılaştırılması: Retrospektif Bir Çalışma
Transversalis Fascia Plane Block Compared with Transversus Abdominis Plane Block for Postoperative Analgesia in Cesarean Section Under Spinal Anesthesia: A Retrospective Study
Ayse Kosem, Mustafa Soner Ozcan, Gokce Iscan, Eyyup Sabri Ozden, Filiz Alkaya Solmaz, Pakize Kirdemir
doi: 10.54875/jarss.2024.88155  Sayfalar 11 - 19 (280 kere görüntülendi)
Amaç: Transversalis fasya plan (TFP) ve transversus abdominis plan (TAP) blokları, sezaryen gibi birçok alt karın ameliyatında postoperatif analjezi amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, spinal anestezi altında sezaryen operasyonu geçiren hastalarda postoperatif multimodal analjezi için TFP ve TAP bloklarının postoperatif etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntem: Kasım 2021 ile Haziran 2022 arasında spinal anestezi altında sezaryen operasyonu geçiren hastaları belirlemek için elektronik tıbbi kayıtları geriye dönük olarak araştırdık. Toplam 497 hasta belirlendi ve kriterlerimizi karşılayan 120 hasta analizimize dahil edildi. Hastalar TFP, TAP ve kontrol olmak üzere üç gruba ayrıldı. Veriler hastaların dosyalarından elde edildi.
Bulgular: Blok grupları, kontrol grubuna göre önemli ölçüde daha düşük sayısal derecelendirme ölçeği (NRS) skorlarına, daha az steroidal olmayan anti-inflamatuar ilaç tüketimine ve daha düşük komplikasyonlara sahipti. Blok gruplarında opioid tüketimi gözlenmedi. Kontrol grubunda 4. saate kadar nonsteroid antiinflamatuar ilaç tüketimi, 8. saate kadar opioid tüketimi görülmemesine rağmen zaman geçtikçe ek analjezik ihtiyacı arttı. Transversalis fasya plan grubu analjeziklere TAP grubuna göre daha geç ihtiyaç duyarken, NRS skorları ve toplam analjezik tüketimi daha düşüktü (p<0,001). Blok gruplarında hasta memnuniyeti kontrol grubuna göre daha yüksekti (p<0,001).
Sonuç: Transversalis fasya plan ve TAP blokları sezaryen doğumda multimodal analjezinin bir parçası olarak etkilidir. Transversalis fasya plan bloğu ağrı skorları, ek analjezik gereksinimleri ve hasta memnuniyeti açısından TAP bloğundan üstündür.
Objective: Transversalis fascia plane (TFP) and transversus abdominis plane (TAP) blocks are used for postoperative analgesia in many lower abdominal procedures such as cesarean section. This study aimed to retrospectively compare the postoperative effects of TFP and TAP blocks for postoperative multimodal analgesia in patients who underwent cesarean section under spinal anesthesia.
Methods: We retrospectively searched electronic medical records to identify patients who underwent cesarean section under spinal anesthesia between November 2021 and June 2022. A total of 497 patients were identified, and 120 patients were included that meet our criteria in our analysis. The patients were divided into three groups: TFP, TAP, and control. Data were obtained from the files of the patients.
Results: The block groups had significantly lower numeric rating scale (NRS) scores, less non-steroidal anti-inflammatory drug consumption, and lower complications than the control group. No opioid consumption was observed in the block groups. Although no non-steroidal anti-inflammatory drug consumption until the 4th hour and no opioid consumption until the 8th hour were observed in the control group, the need for additional analgesics increased as time passed. While the TFP group needed analgesics later than the TAP group, the NRS scores and total analgesic consumption were lower (p<0.001). Patient satisfaction was higher in the block groups than in the control group (p<0.001).
Conclusion: Transversalis fascia plane and TAP blocks are effective as part of multimodal analgesia in cesarean section. The TFP block is superior to the TAP block in terms of pain scores, additional analgesic requirements, and patient satisfaction.

6.
Propofol, Etomidat ve Propofol ve Etomidat Kombinasyonunun İndüksiyon ve Endotrakeal Entübasyona Hemodinamik Yanıt Üzerindeki Etkisinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi: Prospektif, Randomize, Çift Kör Bir Çalışma
Comparative Evaluation of Effect of Propofol, Etomidate and a Combination of Propofol and Etomidate on the Hemodynamic Response to Induction and Endotracheal Intubation: A Prospective Randomized Double Blinded Study
Vidarshna Viburajah, Venkatesh Selvaraj
doi: 10.54875/jarss.2024.68736  Sayfalar 20 - 26 (273 kere görüntülendi)
Amaç: Daha önceki çalışmalar, propofole kıyasla etomidat ile olumlu hemodinami göstermiştir. Çalışmamızda cerrahi geçiren erişkin hastalarda önceden hesaplanmış propofol, etomidat ve propofol-etomidat kombinasyonu ile intravenöz indüksiyonun hemodinamik özelliklerini karşılaştırmayı amaçladık.
Yöntem: Genel anestezi altında çeşitli ameliyatlar için planlanmış, yaşları 18 ile 50 arasında değişen, her iki cinsiyetten ve ASA fiziksel durumu I olan 126 hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı. Grup P- önceden hesaplanmış intravenöz propofol (2 mg kg⁻¹), Grup E intravenöz etomidat (0.3 mg kg⁻¹) ve Grup PE intravenöz propofol (1 mg kg⁻¹) artı etomidat (0.2 mg kg⁻¹) ile indüklendi. Kalp hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama arteriyel kan basıncı, başlangıçta, indüksiyondan 2 ve 3 dakika sonra ve ardından endotrakeal entübasyondan 1, 3, 5 ve 10 dakika sonra kaydedildi.
Bulgular: Hemodinamik parametrelerdeki yüzde değişim, tüm zaman aralıklarında etomidat ve kombinasyon grubu ile karşılaştırıldığında propofol grubunda başlangıç değerinden anlamlıydı. Başlangıç değerine göre hemodinamik parametrelerdeki değişiklik, etomidat ve kombinasyon grubu arasında indüksiyondan 2 ve 3 dakika sonra farklıydı. Diğer zaman aralıklarında, etomidat grubu başlangıca göre bir artış eğilimi gösterirken, kombinasyon grubu etomidat grubuyla karşılaştırıldığında başlangıç değerinden daha az anlamlı bir değişime sahipti.
Sonuç: Başlangıç değerine göre hemodinamik parametrelerdeki yüzde değişim kombinasyon grubunda etomidat veya propofol grubuna göre daha azdı.
Objective: Earlier studies have shown favorable hemodynamics with etomidate compared to propofol. Our study aimed to compare the hemodynamic characteristics of intravenous induction with precalculated doses of propofol, etomidate, and a combination of propofol-etomidate in adult surgical patients.
Methods: One hundred twenty six patients aged 18 to 50 years of either sex and ASA physical status I scheduled for various surgeries under general anesthesia were recruited. Patients were randomized into three groups. Group P-induced with pre-calculated propofol (2 mg kg⁻¹) intravenous, Group E with etomidate (0.3 mg kg⁻¹) intravenous, and Group PE with propofol (1 mg kg⁻¹) plus Etomidate (0.2 mg kg⁻¹) intravenous. Heart rate, systolic, diastolic, and mean arterial blood pressure at baseline, 2, and 3 minutes after induction and then at 1, 3, 5, and 10 minutes after endotracheal intubation were noted.
Results: The percentage change in hemodynamic parameters was significant from the baseline value in the propofol group compared to the etomidate and combination group at all the time intervals. The change in hemodynamic parameters from the baseline value was comparable at 2 and 3 minutes post-induction between etomidate and combination group. At other time intervals, the etomidate group tends to have an increase from the baseline while the combination has less significant change from the baseline value compared to etomidate group.
Conclusion: The percentage change in the hemodynamic parameters from the baseline value was less in the combination group compared to the etomidate or propofol group.

7.
Türkiye’deki Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlarının Trakeostomi Tercihleri
Tracheostomy Preferences of Anesthesiology and Reanimation Specialists in Türkiye
Ruslan Abdullayev, Yavuz Kelleci, Gul Cakmak, Tumay Umuroglu, Ayten Saracoglu
doi: 10.54875/jarss.2024.24186  Sayfalar 27 - 35 (153 kere görüntülendi)
Amaç: Son yıllarda anestezistlerin bu konuya ilgi duyması ve teknikleri öğrenmesi ile perkütan trakeostomiye doğru bir eğilim olmuştur. Ülkemizdeki anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarının trakeostomiye bakış açılarını araştırmayı amaçladık.
Yöntem: Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanlarına trakeostomi deneyimi ve tercihleri ile ilgili soruları içeren bir anket uygulandı. Analiz için ki-kare veya Fisher testleri kullanıldı.
Bulgular: Toplam 213 kişinin (%51,2’si kadın) katıldığı çalışmada, katılımcıların %29’u entübasyondan sonraki iki hafta içinde trakeostomiyi tercih ederken, %66’sı daha sonra tercih etmiştir. Katılımcıların %87’si perkütan trakeostomiyi tercih ederken, %11’i cerrahi tekniği tercih etmiştir. Entübasyondan sonraki ilk iki hafta içinde trakeostomiyi tercih eden uzmanların üniversite hastanesinde çalışma oranı anlamlı şekilde yüksekti (p=0.034). Cerrahi trakeostomiyi tercih edenlerin %91,3’ü 0-10 kez trakeostomi deneyimine sahipti. Katılımcıların %89’u iğne, %7’si skalpel krikotirotomiyi tercih etmiştir.
Sonuç: Trakeostomi, anestezistler ve yoğun bakım uzmanları tarafından yaygın olarak kullanılan bir prosedürdür. Bronkoskopi ve ultrasonografi sıklıkla kullanılan yardımcı araçlardır. Üniversite hastanesi hekimleri genellikle entübasyonun ilk iki haftası içinde trakeostomiyi tercih etmektedir. Trakeostomi deneyimi daha fazla olanlar çoğunlukla perkütan yöntemi kullanmaktadır. Güncel kılavuzların aksine ülkemizde krikotirotomi için iğne yöntemi tercih edilmektedir.
Objective: There has been a trend toward percutaneous tracheostomy in recent years, as anesthesiologists have been interested in this and learned the techniques. We aimed to investigate the perspectives of anesthesiology and reanimation specialists in our country regarding tracheostomy.
Methods: A survey was conducted on Anesthesiology and Reanimation specialists, which included questions of tracheostomy experience, preferences. Chi-square or Fisher tests were used for analysis.
Results: A total of 213 people (51.2% women) participated, where 29% preferred tracheostomy within the two weeks of intubation, while 66% preferred it later. While 87% of the participants preferred percutaneous tracheostomy, 11% preferred surgical technique. For the specialists who preferred tracheostomy within the first two weeks of intubation, the rate of working in a university hospital was significantly higher (p=0.034). Of those who preferred surgical tracheostomy 91.3% had 0-10 times tracheostomy experience. While 89% of the participants preferred needle, 7% preferred scalpel cricothyrotomy.
Conclusion: Tracheostomy is a commonly used procedure by anesthesiologists and intensivists. Bronchoscopy and ultrasonography are frequently used auxiliary tools. University hospital physicians often prefer tracheostomy within the first two weeks of intubation. Those with more tracheostomy experience mostly use the percutaneous method. Contrary to the current guidelines, needle method is preferred for cricothyrotomy in our country.

8.
Kalıpyargı Tehditinin Kardiopulmoner Resüsitasyon Performansı Üzerine Etkisi: Bir Randomize Kontrollü Manken Çalışması
Stereotype Threat Effect on Cardiopulmonary Resuscitation: A Randomized Controlled Mannequin Study
Murat Tumer, Leman Korkmaz, Filiz Uzumcugil, Aysun Ankay Yilbas, Banu Kilicaslan, Seda Banu Akinci
doi: 10.54875/jarss.2024.57873  Sayfalar 36 - 45 (158 kere görüntülendi)
Amaç: Kalıpyargı tehditi (KT), ait oldukları gruplarla ilişkilendirilen olumsuz kalıpyargılar nedeniyle insanların performanslarında düşüşe yol açabilir. Covid-19 pandemisi sırasında, yoğun bakım ünitesinde çalışmayan doktorlar (non-YBU) yoğun bakım birimlerinde görevlendirildiler. Ancak sosyal medyada bu doktorların bilgi ve becerilerindeki yetersizlik vurgulandı. Çalışmamız, negatif kalıpyargılar göz önüne alındığında, yoğun bakımlarda çalışan doktorların kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) performanslarını değerlendirmeyi ve KT’nin doktorların performansları üzerine etkisini araştırmayı amaçlamıştır.
Yöntem: Toplamda 63 non-YBU ve 53 COVID-19 yoğun bakım ünitesi (YBÜ)’de çalışan YBU doktoru, kontrol ve deney gruplarına rastgele atandı. Deney gruplarına çalışmanın amacının non-YBU ve YBU doktorlarının KPR performansları arasındaki farkı ölçmek olduğu söylendi. Böylece bu gruplara kalıpyargı tehditi verilmiş oldu. Kontrol grubuna bu bilgi verilmedi. Katılımcılar, standart bir KPR senaryosunu gerçekleştirirken videoya çekildi ve bu videolar bağımsız eğitmenler ve manken puanları ile değerlendirildi.
Bulgular: Genel KPR puanları YBU doktorlarında daha yüksekti. Non-YBU doktorları, etkili göğüs kompresyonu (p=.02) ve dakikadaki kompresyon sayıları (p=.02) açısından kontrol gruplarına göre KT koşulunda daha iyi performans sergiledi. Ancak YBU doktorlarında KT koşulunda doğru noktaya göğüs kompresyonu yapma puanları daha düşüktü (p=.03).
Sonuç: Yoğun bakım ünitesinde çalışan doktorlarda daha yüksek KPR performansı beklenen bir bulguydu. Ancak KT koşullarında non-YBU doktorlarındaki düşük performans hipotezimiz desteklenmedi. Kalıpyargı tehdidi etkisiyle ilgili tutarsız sonuçlar, görevin zorluğu, mevcut kalıpyargı hakkındaki bilgi ve iyi performans gösterme motivasyonu gibi düzenleyici faktörlerden etkilenmiş olabilir. Doktorların uzmanlığı ve durumsal faktörler arasındaki etkileşim, yüksek baskı durumlarını simüle eden gerçekçi eğitim ortamlarının oluşturulmasının önemini vurgulamıştır. Bu eğitim proglamları yetkin ve kendine güvenen sağlık profesyonellerinin gelişimine katkıda bulunabilir. Gelecekteki araştırmalar, KT temelli eğitimin farklı sağlık profesyonelleri arasındaki etkileşimi ve performansları üzerindeki etkisini daha fazla araştırmalıdır.
Objective: Stereotype threat (ST) can lead to decreased performance when individuals face the possibility of confirming negative stereotypes associated with their group. During the Coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic, non-Intensive Care Unit physicians (non-ICUp) were assigned to work in ICUs. However, social media emphasized the inadequacy of knowledge and skills among these physicians. Given the negative judgments, the study aimed to evaluate the cardiopulmonary resuscitation (CPR) performances of these physicians and investigate the effect of ST.
Methods: A total of 63 non-ICUp and 53 Intensive Care Unit physicians (ICUp) physicians working in COVID-19 ICUs were randomly assigned to control and experimental groups. In the experimental group, ST was manipulated by presenting the study’s aim as measuring the difference in CPR performances between ICUp and non-ICUp physicians. The control group received no information. Participants were videotaped while performing a standard CPR scenario and evaluated by independent instructors and mannequin scores.
Results: Overall CPR scores were higher among ICUp. Non-ICUp performed better in the ST condition regarding effective chest compression (p=.02) and correct compression rates per minute (p=.02) compared to the control condition. However, ICUp had lower scores for correctly placing chest compressions in the ST condition (p=.03).
Conclusion: The higher CPR performance among ICUp was expected. However, the hypothesis suggesting lower performance for non-ICUp under ST conditions was not supported. Inconsistent results regarding the ST effect could be influenced by moderating factors such as task difficulty, knowledge about the existing stereotype, and motivation to perform well. The interaction between the physicians’ specialty and situational factors highlights the importance of creating realistic training environments that simulate high-pressure situations, ultimately contributing to the development of competent and confident healthcare professionals. Future research should further explore the impact of ST-based training on interactions and performance among different healthcare professionals.

9.
Genel Anestezi Altında Göbek Altı Ameliyatları Geçiren Çocuklarda Postoperatif Analjezi için Quadratus Lumborum Bloğu ile Transversus Abdominis Plan Bloğunun Karşılaştırılması: Prospektif Randomize Çalışma
Comparison Study of Quadratus Lumborum Block Versus Transversus Abdominis Plane Block for Postoperative Analgesia in Children Undergoing Infra-Umbilical Surgeries under General Anesthesia: A Prospective Randomised Study
Goutham Anbu, Venkatesh Selvaraj
doi: 10.54875/jarss.2024.56933  Sayfalar 46 - 52 (186 kere görüntülendi)
Amaç: Quadratus lumborum bloğu (QL blok) hem üst hem de alt abdominal cerrahilerde, postoperatif analjezi amacıyla kullanılan ve nispeten yeni bir trunkal bloktur. Bu çalışmanın amacı, genel anestezi altında göbek altı cerrahi geçiren çocuklarda iki farklı trunkal blok olan QL-II bloğu ve transversus abdominus plane blokların analjezi süresine olan etkilerini araştırmaktır.
Yöntem: Prospektif randomize olarak yapılan bu çalışmada, infraumblikal cerrahi geçiren 1-7 yaş arası çocuklar rastgele herbirinde 33 hasta olan 2 gruba ayrıldı. Grup A’da hastalara ultrason eşliğinde lateral QL bloğu uygulanırken (0,5 ml kg⁻¹ %0,2 bupivakain) Grup B’de TAP blok (0,5 ml kg⁻¹ %0,2 bupivakain) uygulandı. Çalışmanın birincil sonucu blok etki süresi olarak belirlenirken, ikincil sonuçlar için FLACC ve Ebeveyn Memnuniyet skorları değerlendirildi.
Bulgular: Grup B ile karşılaştırıldığında Grup A’da (ortalama 18,0 saat), Grup B’ye (ortalama 9,5 saat) göre analjezi süresinin daha uzun olduğu, ağrı düzeyinin daha düşük olduğu (FLACC skoru) ve ebeveyn memnuniyet düzeylerinin daha iyi olduğu saptandı.
Sonuç: Quadratus lumborum-II bloğu, genel anestezi altında göbek altı ameliyatı geçiren 1-7 yaş arası çocuklarda ameliyat sonrası dönemde daha uzun süreli etkili analjezi ve ağrı skorlarının daha düşük seyretmesini sağlar. Ayrıca TAP blok ile karşılaştırldığında QL blok daha iyi ebeveyn memnuniyet skorlarına sahiptir.
Objective: Quadratus lumborum block (QL block) is a new addition to the truncal blocks used for postoperative analgesia of both upper and lower abdominal surgeries. We conducted this study to evaluate and compare the effect of the two truncal blocks QL-II block and transverses abdominis plane block on the of duration of effective analgesia in children undergoing infra umblical surgeries under general anesthesia.
Methods: A prospective randomised study in patients between 1-7 years of age undergoing infraumbilical surgeries. 33 patients in each group. Group A received ipsilateral ultrasound guided Quadratus lumborum (QL) block group (0.5 ml kg⁻¹ 0.2% bupivacaine) and Group B received ipsilateral ultrasound guided Transversus abdominis plane block (TAP) (0.5 ml kg⁻¹ 0.2% bupivacaine). The primary outcome was the duration of effective in the postoperative period and secondary outcomes were the distribution of FLACC scores and Parent Satisfaction score.
Results: The duration of effective analgesia was longer in group A (mean of 18.0 hours) when compared to group B (mean of 9.5 hours) in Quadratus lumborum (Type II) block group tends to have lesser pain scores (FLACC scale) and better parent satisfaction levels when compared with TAP block.
Conclusion: Quadratus lumborum-II block provides longer duration of effective analgesia in the post–operative period in children aged 1-7 years undergoing infra umbilical surgeries under general anaesthesia. It also tends to achieve lesser pain scores and better parent satisfaction levels when compared with TAP block.

10.
Preoperatif Durumluk-Sürekli Anksiyete Düzeyi ve Uygulanan Anestezi Tekniğinin Postoperatif Bulantı ve Kusmaya Etkisi
The Effect of Preoperative State-Trait Anxiety Level and Anesthesia Technique on Postoperative Nausea and Vomiting
Ozlem Soyer Er, Hamide Nur Erkan
doi: 10.54875/jarss.2024.19491  Sayfalar 53 - 61 (231 kere görüntülendi)
Amaç: Hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeyleri ve anestezinin ameliyat sonrası bulantı ve kusma (PONV) üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu çalışma kesitsel bir araştırmadır. Nisan-Haziran 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde 323 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) ve Rhodes Bulantı, Kusma ve Öğürme İndeksi ile toplandı. Verileri analiz etmek için tanımlayıcı istatistikler uygulanmıştır.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 50,5 ± 17,3 yıldı ve %18,9’u genel cerrahi servisinde tedavi edilmişti. Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-T) şiddetli anksiyete grubunda, hafif anksiyete grubuna göre (p=0,031) ve Durumluk Kaygı Envanteri (STAI-S) orta anksiyete grubunda hafif anksiyete grubuna göre (p=0,012) PONV gelişiminde anlamlı fark vardı. Anestezi tipi modele dahil edildiğinde STAI-S orta anksiyete grubunda hafif anksiyete grubuna kıyasla PONV gelişiminde anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,006). Durumluk Kaygı Envanteri skorları genel ve spinal anestezi alan grupta etkili bulunmuştur (p=0,013). Genel ve spinal anestezi grubunda PONV gelişimi orta anksiyete grubunda %41,2, hafif anksiyete grubunda %21,7 olarak saptanmıştır.
Sonuç: Genel veya spinal anestezi uygulanmasının STAI-S skoru arttıkça PONV gelişme riskini artırdığı belirlenmiştir.
Objective: It was aimed to determine the effect of preoperative anxiety levels and anesthesia of the patients on postoperative nausea and vomiting (PONV).
Methods: This study was a cross sectional research. It was conducted with 323 patients at a state hospital between April-June 2022. Data were collected with Sociodemographic and Clinical Characteristics Form, State-Trait Anxiety Inventory (STAI), and Rhodes Index of Nausea, Vomiting, and Retching. Descriptive statistics were applied to analyze the data.
Results: The mean age of the patients were 50.5 ± 17.3 years, and 18.9% of them were treated in the general surgery ward. There was a significant difference in the development of PONV in the Trait Anxiety Inventory (STAI-T) severe anxiety group compared to the mild anxiety group (p=0.031) and in the State Anxiety Inventory (STAI-S) moderate anxiety group compared to the mild anxiety group (p=0.012). When anesthetic type was included in the model, there was a significant difference in the development of PONV between the STAI-S moderate and mild anxiety groups (p=0.006). State Anxiety Inventory scores were found to be effective in the group that received general and spinal anesthesia (p=0.013). Postoperative nausea and vomiting development was 41.2% in the moderate anxiety group and 21.7% in the mild anxiety group in the general and spinal anesthesia group.
Conclusion: It was determined that undergoing general or spinal anesthesia increases the risk of developing PONV as the STAI-S score increases.

11.
Diz Artroplasti Hastalarında Epidural Anestezi ile Adduktor Kanal ve IPACK Blok Kombinasyonunun Karşılaştırılması
Comparison of Epidural Anesthesia with the Combination Adductor Canal and IPACK Block in Knee Arthroplasty Patients
Mehmet Murat Celik, Onur Fakioglu, Senem Urfali, Omer Faruk Celik
doi: 10.54875/jarss.2024.82787  Sayfalar 62 - 68 (199 kere görüntülendi)
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) olan hastalarda motor fonksiyon koruyucu periferik sinir blokları multimodal analjezik yaklaşımda önemli rol oynamaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, anestezi yöntemlerinin TDA sonrasında hastalarda postoperatif analjezi ve erken rehabilitasyon üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır.
Yöntem: Tek taraflı TDA hastalarının tarandığı bu retrospektif çalışmada, seçilmiş hastalardan iki grup oluşturuldu. Grup Epidural Anestezi (EA)’ye postoperatif dönemde epidural kateterden 0,03 mg kg-1 morfin, 10 cc salin uygulandı. Grup Adduktor Kanal Bloğu (ACB)+ popliteal arter ile arka diz kapsülü arasındaki boşluk bloğunda (IPACK) tek seferde ACB ve IPACK blokları için ayrı ayrı 10 mL %0,5 bupivakain, 10 mL %2 lidokain ve 20 mL lokal anestezik karışımları yapıldı. Ameliyat sonrası birincil sonuç Vizüel Analog Skala (VAS), ikincil sonuçlar fizik tedavi ambulasyon testi sonuçlarıydı.
Bulgular: Bu çalışmada primer sonuç olarak postoperatif ağrı skor oranları şu şekilde ölçüldü: VAS8: 5 / 4 (p=0,041); VAS12: 5 / 4 (p=0,004) ve VAS24: 4 / 3 (p=0,001) ve ACB + IPACK grubunda daha düşük ağrı skorları elde edildi. Timed up to go (TUG) testlerinde TUG24 36 / 34 (p=0,001), TUG48 32.5 / 30 (p=0,012) ve TUG72 20 / 12 olarak kaydedildi. Grup ACB + IPACK’de hem 24 hem de 48 saatte daha iyi ROM ölçümleri kaydedildi.
Sonuç: Grup ACB + IPACK’te daha iyi ağrı skorları, daha anlamlı ambulasyon değerleri ve daha az yan etki profili elde edildi.
Objective: Motor function-preserving peripheral nerve blocks have begun to play an important role in multimodal analgesic approaches of the patients with total knee arthroplasty (TKA). The aim of this study is to compare the effects of anesthesia methods on postoperative analgesia and early rehabilitation of patients after total knee arthroplasty.
Methods: In this retrospective study, in which patients with unilateral TKA were screened, two groups were formed from selected patients. Group EA was administered 0.03 mg kg-1 of morphine with 10 cc saline through the epidural catheter in the postoperative period. In Group Adductor Canal Block (ACB)+ infiltration of local anesthetic between the popliteal artery and capsule of the knee block (IPACK), 10 mL 0.5% bupivacaine, 10 mL 2% lidocaine and 20 mL local anesthetic mixtures were made separately for ACB and IPACK blocks at one time. Primary postoperative outcome was Visual Analogue Scale (VAS), secondary outcomes were physical therapy ambulation test results.
Results: In this study, postoperative pain score rates as the primary outcome were measured as follows: VAS8: 5 / 4 (p=0.041); VAS12: 5 / 4 (p=0.004) and VAS24: 4 / 3 (p=0.001) and lower pain scores were obtained in the ACB + IPACK group. In timed up to go (TUG) tests, TUG24 was 36/34 (p=0.001), TUG48 32.5/30 (p=0.012) and TUG72 20/12. Better ROM measurements were recorded in group ACB+IPACK at both 24 and 48 hours.
Conclusion: In the ACB + IPACK group, better pain scores, more significant ambulation values, and less side-effect profile were obtained.

OLGU SUNUMU
12.
Lomber Disk Herni Cerrahisi Sonrası Tek Taraflı Hipoglossal Sinir Felci
Unilateral Hypoglossal Nerve Palsy After Lumbar Disk Herniation Surgery
Murat Izgi, Adem Halis, Sennur Uzun
doi: 10.54875/jarss.2024.45822  Sayfalar 69 - 71 (164 kere görüntülendi)
Dilin intrensek kasları, saf bir motor sinir olan 12. kranial sinir, Nervus Hypoglossus (NH) tarafından innerve edilir. Hava yolu yönetimini takiben ortaya çıkabilecek bir komplikasyon izole NH felcidir. Bu olgu sunumunda hastada meydana gelen izole tek taraflı hipoglossal sinir felci tartışılmıştır. Lomber disk herni cerrahisi planlanan 50 yaşında erkek hastaya rutin monitörizasyonun ardından indüksiyon uygulandı ve 8,5 mm spiralli endotrakeal tüp ile endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası servise transfer edilen hastada 2 saat sonra dilde uyuşma, hareket kısıtlılığı ve konuşma güçlüğü şikayetleri başladı. Dilini ağzından çıkardığında sağa deviye olduğu görüldü. Hava yolu yönetiminin veya pron pozisyonun bu durumdan sorumlu olabileceği düşünüldü ve sağ izole NH felci tanısı konuldu. Hastaya bir hafta süreyle metilprednizolon tedavisi verildi. Bir ay sonra hasta sekelsiz olarak tamamen iyileşti. Endotrakeal entübasyon, maske ventilasyonu, bronkoskopi, laringeal maske kullanımının veya pron pozisyonun neden olduğu nöropraksinin nadir bir yan etkisi izole NH felcidir. Kısa süreli steroid tedavisi tipik olarak verilir ve tedavi edicidir. Herhangi bir şekilde hava yolu manipülasyonu geçiren hastalarda, izole NH felci olasılığının farkında olunmalıdır.
The intrinsic muscles of the tongue are innervated by the 12ᵗʰ cranial nerve, the Nervus Hypoglossus (NH), a pure motor nerve. Following airway management, a complication that can occur is isolated NH paralysis. The patient’s hypoglossal nerve palsy was discussed in this case report. A 50-year-old male patient was scheduled for lumbar disc herniation surgery. Following routine monitoring, the patient underwent induction, and an 8.5-mm spiral endotracheal tube was used for endotracheal intubation. Following the surgery, the patient was transferred to the ward, and after two hours complaints of numbness in the tongue, movement restriction, and speech difficulty began. When he removed his tongue from his mouth, it was deviated to the right. Airway management or prone positioning was suspected as the cause of this condition, and right isolated NH palsy was diagnosed. The methylprednisolone therapy was applied to the patient for one week. After one month, the patient recovered completely without any sequelae. A rare side effect of neuropraxia caused by endotracheal intubation, mask ventilation, bronchoscopy, placement of laryngeal mask airway or prone positioning is isolated NH paralysis. Steroid medication for a short period of time is often effective and curative. Patients undergoing any type of airway manipulation should be aware of the risk of isolated NH palsy.

EDITÖRE MEKTUP
13.
Editöre Mektup: Postoperatif Boğaz Ağrısı ve Bulantı-Kusma Hakkında
Letter to Editor: About Postoperative Sore Throat and Nausea-Vomiting
Sibel Çatalca, Özlem Özmete, Nesrin Bozdoğan Özyılkan
doi: 10.54875/jarss.2024.48278  Sayfalar 72 - 73 (157 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF